1 Ağustos 2007 Çarşamba

1. TERİM OLARAK MURABBA

Murabba sözlüklerde genellikle "dörtlü, dört şey'den mürekkep"[1] anlamlarıyla geçmektedir. Kelime Arapça rubc kökünden türetilmiştir. Murabba kelimesinin yukarıdaki anlamının dışında bazı yan ve terim anlamları da bulunmaktadır.

Musiki terimi olarak murabba “beste şeklinin Türk musikisindeki eski ismi”dir.[2]

“...bu tür bestelere eskiden murabba’ beste dendiği halde, sonraları sadece murabba’ ya da beste adı ile anılır olmuştur. Büyüklük yönünden kârdan sonra gelir.”[3] “Bestede kullanılan şiirin dört mısra olmasından dolayı, bu isimle anılmıştır.”[4] Mûsikîdeki murabba’ın sözleri “Dîvân Edebiyatı şâirlerinin gazellerinden ya da diğer nazım şekillerinden seçilmiş dört mısradan ibarettir, yani murabba’dır.”[5] Murabba’ beste formunun sözleri murabbalardan değil, gazellerden seçilir.[6]

XV ve XVI.yüzyıllarda bestelenmek üzere yazılmış murabbalar da vardır. Bu tip murabbalarla ilgili olarak “murabba bağlamak” deyimi kullanılır ki bu deyim şarkı bestelemek anlamına gelir.[7]

Elimizde beşer mısralı bendlerle kurulmuş olan şiirlerin de beste olarak kullanılabildiğine dair bir örnek vardır. Bu örnek Gelibolulu Âlî’ye aittir:

Murabba’-ı Sûznâk

Mefc ûlü Fâc ilâtü Mefâc îlü Fâc ilün

Bilmem nidem ki cânıma kâr itdi ayrılık

Dâr-ı cihânı başıma tar itdi ayrılık

Gam şeşderinde gönlümi zâr itdi ayrılık

Akıtdı yaşımı gama ugratdı başımı

Ol nâzenîni çekdi kenâr itdi ayrılık

Heh lahza göñlüm egleriken bezm-i vuslatı

Şâd olduguma degmedi irdi melâmeti

Kim gördi kim işitdi bunuñ gibi hâleti

Akıtdı yaşımı gama ugratdı başımı

Ol nâzenîni çekdi kenâr itdi ayrılık

Bilmem murâdı baña hemân bir cefâ mıdur

Yohsa benim gibi o da bir mübtelâ mıdur

Yârile bilmezin ezelî âşinâ mıdur

Akıtdı yaşımı gama ugratdı başımı

Ol nâzenîni çekdi kenâr itdi ayrılık

Âlî-i şikeste-dili haste-hâl idüb

Bezm-i belâda cür’a-sıfat pâymâl idüb

Hem nâ-tüvân idüb beni hem bî-mecâl idüb

Akıtdı yaşımı gama ugratdı başımı

Ol nâzenîni çekdi kenâr itdi ayrılık[8]

Murabba geçmişte Türk musikisinde bir makamın ismi olarak da kullanılmıştır.[9]

Edebiyat terimi olarak murabba ise değişik kaynaklarda birbirine yakın tanımlamalar ve açıklamalarla ele alınmış olup bu tanımlama ve açıklamalardaki farklılıkları aşağıda belirteceğiz.

"Aynı vezinde dörder mısralık bendlerin birleşmesinden oluşan bir nazım şekline"[10] murabba denir. Musammatın bir çeşiti olduğu konusunda kaynaklar hemfikirdir. Bu yüzden kaynaklarda, murabba, çoğu zaman musammat konusu içinde incelenmiştir.[11]

Murabba'ın bend sayısı konusunda kaynaklar değişik görüşler belirtmişlerdir. Kimi kaynaklar murabba'ın 3-7 bend [12], kimileri 3-9 bend[13] olduğunu; kimileri de genel olarak 6-7 bend[14] halinde yazıldığını belirtiyor. Daha fazla sayıda bendden müteşekkil murabbaların görüldüğünü yine aynı kaynaklar söylüyor.[15]

Murabba'ın kafiye düzeniyle ilgili olarak benzer görüşler belirtilmiştir. Buna göre murabbalar kafiye düzenlerine göre murabba'-ı müzdevic (müzdevic murabba) ve murabba'-ı mütekerrir (mütekerrir murabba) olmak üzere ikiye ayrılır.

Murabba'-ı müzdeviclerin asıl kafiye düzeni şudur: aaaa bbba ccca ddda...

Yani ilk bendin mısraları kendi arasında kafiyeli, diğer bendlerin ilk üç mısraları kendi arasında sonuncu mısraları ise birinci bendle kafiyelidir. Başka bir deyişle bendlerin son mısraları birbirleriyle kafiyelidir, ancak, bu mısraların sözleri değişiktir. Mısralar aynen tekrarlanmaz.[16]

Murabba'-ı müzdeviclerde ilk bendin son mısraının aynı bendin ilk üç mısraı ile kafiyeli olduğu şekiller çokça kullanılmış olmakla birlikte ilk bendin son mısraının aynı bendin üç mısraı ile kafiyeli olmayan örneklerine de rastlanabilir. Bu durumda murabbaın kafiye düzeni şu şekilde olur: bbba ccca ddda eeea...[17]

Murabba'-ı mütekerrirler ise müzdevic murabbalardan bir yönleriyle ayrılırlar. Eğer ilk bendin son mısraı diğer bendlerin son mısraı olarak aynen tekrarlanmışsa murabba'-ı mütekerrir oluşur. Kafiye şekli genel olarak şöyledir: aaaA bbbA cccA dddA...[18]

Bu kafiye düzeninde A harfi tekrarlanan mısraı simgelemektedir.

Yukarıdaki müzdevic ve mütekerrir murabbaların kafiye düzenlerinin dışında daha çok Tanzimat'tan sonraki şiirlerde görülen farklı yapıdaki kafiye düzenleri de vardır. Kaynaklarda rastlayabildiğimiz bu farklı düzenler şunlardır: bAbA cccA dddA eeeA..., aaxa bbxb ccxc ddxd..., bbbA cccA dddA eeeA..., aaaa bbbb cccc dddd...[19] Ancak değişik yapıdaki bu kafiye örgülerini, “şarkı” isimli ilk şiirin görüldüğü 17.yüzyıldan önce göremediğimiz için şarkıya ait bölümde incelemeyi uygun gördük. Bu kafiye düzenlerinde yer alan A harfi tekrarlanan mısraları, x harfi ise bulunduğu bendde herhangi bir mısra ile kafiye bağı bulunmayan mısraı simgelemektedir.

Murabbalarda ele alınan konuların çeşitlilik gösterdiğini yine aynı kaynaklar belirtiyor.[20]

Ayrıca tek dörtlükten oluşan ve çoğunlukla a a x a şeklinde kafiyelenen şiirlere de dört mısradan oluşması sebebiyle murabba dendiği görülmektedir. Bu konuyla ilgili örnekleri bend sayıları ile ilgili bölümde gösterdik.

Murabba ile ilgili olarak bu bölümde verdiğimiz bilgiler kaynakların aktardıkları görüşlerden oluşuyor. Murabbada Biçim ve Konu bölümünde özellikle bend sayısı ve kafiye düzeniyle ilgili değişik örnekleri de yüzyıllara göre tasnif edilmiş bir halde göreceğiz.



[1] Şemseddin Sâmî: Kamûs-ı Türkî, İkdam Matbaası, Dersaadet, 1317, s.1320.

[2] ÖZTUNA, Yılmaz: Türk Musikisi Ansiklopedisi, Millî Eğitim Basımevi, İstanbul, 1974, c.II, s.38; SAY, Ahmet: Müzik Ansiklopedisi, Ankara, 1985, c.II, s.860; ÖZALP, M.Nazmi: Türk Mûsikîsi Beste Formları, Ankara, 1992, s.15.

[3] ÖZALP, M.Nazmi: Türk Mûsikîsi Beste Formları, s.15.

[4] ÖZTUNA, Yılmaz: Türk Musikisi Ansiklopedisi, c.II, s.38; SAY, Ahmet: a.g.e., s.860.

[5] ÖZALP, M.Nazmi: Türk Mûsikîsi Beste Formları, s.15.

[6] ÖZTUNA, Yılmaz: a.g.e., s.38.

[7] İPEKTEN, Haluk: Eski Türk Edebiyatında Nazım Şekilleri, Ankara, 1985, s.117.

[8] Âlî: Dîvân, Ali Emiri Ef.Manzum Eserler, Millet Ktp.no: 271, 46-a.

[9] SAY, Ahmet: a.g.e., s.860.

[10] İPEKTEN, Haluk: a.g.e., s.110.

[11] İPEKTEN, Haluk: a.g.e., s.110; İLAYDIN, Hikmet: Türk Edebiyatında Nazım, İstanbul, 1951, s.83; DİLÇİN, Cem:Türk Şiir Bilgisi, Ankara, 1983, s.212; PEKOLCAY, Necla ve ERAYDIN, Selçuk: İslâmî Türk Edebiyatı-Giriş, İstanbul, 1981, s.39.

[12] İLAYDIN, Hikmet: a.g.e., s.95; DİLÇİN, Cem: a.g.e., s.212; Yeni Türk Ansiklopedisi, İstanbul, 1985, c.VII, s.2497.

[13] Meydan Larousse, İstanbul, 1981, c.IX, s.227.

[14] İPEKTEN, Haluk:a.g.e., s.111; Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, İstanbul, 1986, c.VI, s.440.

[15] İPEKTEN, Haluk: a.g.e., s.111.

[16] İLAYDIN, Hikmet: a.g.e., s.95; İPEKTEN, Haluk: a.g.e., s.111; Tahirül-Mevlevi, Edebiyat Lügati, İstanbul, 1973, s.103; DİLÇİN, Cem: a.g.e., s.212.

[17] DİLÇİN, Cem: a.g.e., s.212; İPEKTEN, Haluk: a.g.e., s.111; Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, c.VI, s.444; İLAYDIN, Hikmet: a.g.e., s.95.

[18] İLAYDIN, Hikmet: a.g.e., s.95; DİLÇİN, Cem: a.g.e., s.212; İPEKTEN, Haluk: a.g.e., s.111; PEKOLCAY, Necla: a.g.e., s.40

[19] İPEKTEN, Haluk: a.g.e., s111; Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, c.VI, s.440; Yeni Türk Ansiklopedisi, c.VII, s.2497; PAKALIN, Zeki: Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, İstanbul, 1954, c.III, s.309.

[20] CENGİZ, Halil Erdoğan: "Dîvân Şiirinde Musammatlar", Türk Dili, Türk Şiiri Özel Sayısı II, (Dîvân Şiiri), S.415-416-417, Temmuz-Ağustos-Eylül 1986, s.302; İPEKTEN, Haluk: a.g.e., s.112; DİLÇİN, Cem: a.g.e., s.212.

Hiç yorum yok: