2.1.1. Arap Edebiyatında Murabba
Edebiyat terimi olarak kullanılan murabba kelimesi, Arapça kökenli olmakla birlikte, inceleyebildiğimiz Türkçe kaynaklarda, Arap edebiyatında murabba nazım şeklinin bulunup bulunmadığına dâir kesin bir bilgiye ulaşamadık. İki farklı eserde Arap edebiyatında murabba’ın varlığına işaret edilmekle birlikte geniş bir açıklama yapılmamıştır. Bir eserde “Murabba: Arap, İran ve Türklerin oluşturduğu, dîvân edebiyatında, en güzel örneklerine tanık olunmuş bir nazım biçimi.” ibaresi geçmekle birlikte; Arap edebiyatında murabba bulunduğuna dair bu iddiaya herhangi bir dayanak gösterilmemektedir. [1]
Fuad Köprülü’de ise konumuzla ilgili olarak şu ibare geçmektedir: “Klâsik Arab şiirinde daha bu yeni şekillerin doğmasından evvel “Musammat”lar, yâni, sonunda müşterek kafiyelerle birbirine bağlanan muhtelif kafiyeli kıt’alardan terkib edilmiş nazımlar meydana gelmişti. Her kıt’ayı terkibeden mısraların sayısına göre “Müselles”den “Mu’aşşer”e kadar muhtelif şekillere ve isimlere mâlik olan bu musammatların en eskisi ve en tanınmışı “Murabba” (dörtlük)dır, lâkin an’ane, bir “Muhammes”i Hicrî II. yüzyıla kadar dayandırıyor. Klâsik lisanla ve 16 bahrin hepsinden yazılabilen bu musammatlardan çift mısra’lı olanlar -yâni Murabba, Müseddes, Müsemmen, Mu’aşşer- Arablar arasında en ziyâde rağbet görmüş ve kullanılmıştır; çünkü bunlar hiç olmazsa dış görünüşleri bakımından eski kasideyi hatırlatır.”[2]
Arap şiirini ele alan bazı Türkçe kaynaklarda; tegazzül, kaside, mesnevi gibi Türk ve Arap edebiyatlarının ortak nazım şekillerine rastlanmakla birlikte, murabba nazım şekline, musammat başlığı altında dahi rastlayamadık.
Arap şiiri nazım şekillerinden bahseden en kapsamlı Türkçe kaynak Nihad Çetin’in Eski Arap Şiiri adlı eseridir.[3] Bu eserde dolaylı olarak konumuzu ilgilendiren bir bölüm bulunmaktadır. Yazar burada, Harunürreşîd zamanında bend mânâsında kıt’alardan mürekkep nazım şekillerinin yazılmaya başladığını belirtmektedir.[4] Bu şekildeki şiirlere genel olarak muvaşşah adı verilmektedir. “Bağdad’da bilhassa Ramazan gecelerinde halk diliyle söylenen şarkılar kıt’a şeklinde idi. Bu kıt’alardan kurulu şekiller Endülüs’te büyük bir gelişme gösterdi.”[5]
Arap şiirinde, nazım şekli anlamında murabba’ın var olup olmadığının kesin bir şekilde tespiti, ancak, Arap şiiriyle ilgili olarak yazılmış, bütün Arapça kaynakların incelenmesiyle mümkündür.
2.1.2. İran Edebiyatında Murabba
İran sözlüklerinde edebiyat terimi olarak murabba “musammatın bir çeşidi” olarak zikredilmektedir.[6]
Türk edebiyatındaki murabba şekline benzer şiirlere, İran edebiyatında da rastlanmaktadır.[7] Tanınmış İranlı şairlerin dîvânları içinde sadece Sa’dî’de rastladığımız bir şiir İran şiirinde murabbaa benzer rastlayabildiğimiz en eski şiir örneğidir.[8] Bu da XIII.yüzyıla tekabül eder. 14 bendden oluşan bu şiirin kafiye örgüsü a a x a b b b a c c c a .... şeklindedir. Şiir aşağıdadır:
Ãn mâh-ı dü-hefte der nikâbest
Yâ hûrî-i dest der hizâbest
V’ân vesme ber ebrvân-ı dil-bend
Yâ kavs-i kuzah berâfitâbest
Seylâb zi ser-güzeşt yârâ
Z’endâze be-der me-ber cefâ râ
Bâz ây ki ez gam-i tu mâ râ
Çeşmî vü hezâr çeşme âbest
Tündî vü cefâ vü zişt hûyî
Her çend ki mîkonî nikûyî
Fermân be-remet be her çe gûyî
Cân ber leb ü çeşm ber hitâbest
Ey rûy-i tu ez bihişt bâbî
Dil ber nemek-i lebet kebâbî
Güftî be-zenem ber âteş âbî
V’in âteş-i dil ne cây-i âbest
Sabr ez tu kesî neyâvered tâb
Çeşmem zi gamet ne mi bered hvâb
Şekk nîst ki ber memerr-i seylâb
Çendân ki binâ konî harâbest
Ey şöhre-i şehr ü fitne-i hayl
Fî manzaraeki’n-nehâr-i ve’l-leyl
Her ku ne koned be sûretet meyl
Der sûret-i âdemî devâbest
Ey dârû-yi dil-pezîr ü derdem
İkrâr be bendgît kerdem
Dânî ki men ez tu ber-ne gerdem
Çendân ki hatâ koni savâbest
Gerçi tu emîr ü mâ esîrim
Gerçi tu büzürg ü mâ hakîrim
Gerçi tu ganî vü mâ fakîrim
Dil-dârî-yi dôstân sevâbest
Ey serv-i revân ü gülbün-i nev
Meh-peyker ü âfitâb-pertev
Be-stân ü be-deh be-gü vü bişnev
Şebhâ-yi çünîn ne vakt-i hvâbest
İm şeb şeb-i halvetest tâ rûz
Ey tâli’-i sa’d ü baht-ı fîrûz
Şem’î be miyân-i mâ ber-efrûz
Yâ şem’ me kon ki mâh-tâbest
Sâkî kadeh-i kalenderî-vâr
Der deh be mu’âsirân-ı hüşyâr
Dîvâne be hâl-i hvîş be-güzâr
K’în mestî-i mâ ne ez şarâbest
Bâdest gurûr-i zindegânî
Berkest levâmi’-i cevânî
Der yâb demî ki mi tevânî
Be-şitâb ki ‘ömr der şitâbest
İn gürsine-gürg-i bî-terahhum
Hod sîr ne mî şeved zi merdüm
Ebnâ-yı zamân misâl-i gendüm
V’în devr-i felek çü âsiyâbest
Sa’dî tu ne merd-i vasl-ı ûyî
Tâ lâf-ı zenî vü kurb-cûyî
Ey teşne behîre çend pûyî
K’în reh ki tu mirevi serâbest
[1] ŞARDAĞ, Rüştü: Mustafa Itrî Efendi, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1992, s.217.
[2] KÖPRÜLÜ, M.Fuad: Türk Edebiyatı Tarihi, Ötüken Yayınları, İstanbul, 1981, s.136-137.
[3] ÇETİN, Nihad M.: Eski Arap Şiiri, İstanbul Üniv.Ede.Fak.Şarkiyat Enst., İstanbul, 1973.
[4] ÇETİN, Nihad M.: a.g.e., s.74.
[5] ÇETİN, Nihad M.: a.e., s.74-75.
[6] Dr.Muhammed Mu’în: Ferheng-i Fârisî (Mutavassıt), Mü’essese-i İntişârât-ı Emîr-i Kebîr, Tahrân, 1371, c.III, s.3987.
[7] Celaleddin Hümayi:San’at-i Edebî, Elmî Yayınevi,Tahran,1339, s.251.
[8] Muhammed Ali Fürûğî: Külliyât-ı Şeyh Sa’dî, ez-İntişârât-ı Kitâb-fürûşî-i Mûsâ ‘İlmî Bâzâr-ı Beyne’l-Harameyn, 1364, s.534-535.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder