1 Ağustos 2007 Çarşamba

2. ARAP VE İRAN EDEBİYATLARINDA MURABBA

2.1.1. Arap Edebiyatında Murabba

Edebiyat terimi olarak kullanılan murabba kelimesi, Arapça kökenli olmakla birlikte, inceleyebildiğimiz Türkçe kaynaklarda, Arap edebiyatında murabba nazım şeklinin bulunup bulunmadığına dâir kesin bir bilgiye ulaşamadık. İki farklı eserde Arap edebiyatında murabba’ın varlığına işaret edilmekle birlikte geniş bir açıklama yapılmamıştır. Bir eserde “Murabba: Arap, İran ve Türklerin oluşturduğu, dîvân edebiyatında, en güzel örneklerine tanık olunmuş bir nazım biçimi.” ibaresi geçmekle birlikte; Arap edebiyatında murabba bulunduğuna dair bu iddiaya herhangi bir dayanak gösterilmemektedir. [1]

Fuad Köprülü’de ise konumuzla ilgili olarak şu ibare geçmektedir: “Klâsik Arab şiirinde daha bu yeni şekillerin doğmasından evvel “Musammat”lar, yâni, sonunda müşterek kafiyelerle birbirine bağlanan muhtelif kafiyeli kıt’alardan terkib edilmiş nazımlar meydana gelmişti. Her kıt’ayı terkibeden mısraların sayısına göre “Müselles”den “Mu’aşşer”e kadar muhtelif şekillere ve isimlere mâlik olan bu musammatların en eskisi ve en tanınmışı “Murabba” (dörtlük)dır, lâkin an’ane, bir “Muhammes”i Hicrî II. yüzyıla kadar dayandırıyor. Klâsik lisanla ve 16 bahrin hepsinden yazılabilen bu musammatlardan çift mısra’lı olanlar -yâni Murabba, Müseddes, Müsemmen, Mu’aşşer- Arablar arasında en ziyâde rağbet görmüş ve kullanılmıştır; çünkü bunlar hiç olmazsa dış görünüşleri bakımından eski kasideyi hatırlatır.”[2]

Arap şiirini ele alan bazı Türkçe kaynaklarda; tegazzül, kaside, mesnevi gibi Türk ve Arap edebiyatlarının ortak nazım şekillerine rastlanmakla birlikte, murabba nazım şekline, musammat başlığı altında dahi rastlayamadık.

Arap şiiri nazım şekillerinden bahseden en kapsamlı Türkçe kaynak Nihad Çetin’in Eski Arap Şiiri adlı eseridir.[3] Bu eserde dolaylı olarak konumuzu ilgilendiren bir bölüm bulunmaktadır. Yazar burada, Harunürreşîd zamanında bend mânâsında kıt’alardan mürekkep nazım şekillerinin yazılmaya başladığını belirtmektedir.[4] Bu şekildeki şiirlere genel olarak muvaşşah adı verilmektedir. “Bağdad’da bilhassa Ramazan gecelerinde halk diliyle söylenen şarkılar kıt’a şeklinde idi. Bu kıt’alardan kurulu şekiller Endülüs’te büyük bir gelişme gösterdi.”[5]

Arap şiirinde, nazım şekli anlamında murabba’ın var olup olmadığının kesin bir şekilde tespiti, ancak, Arap şiiriyle ilgili olarak yazılmış, bütün Arapça kaynakların incelenmesiyle mümkündür.

2.1.2. İran Edebiyatında Murabba

İran sözlüklerinde edebiyat terimi olarak murabba “musammatın bir çeşidi” olarak zikredilmektedir.[6]

Türk edebiyatındaki murabba şekline benzer şiirlere, İran edebiyatında da rastlanmaktadır.[7] Tanınmış İranlı şairlerin dîvânları içinde sadece Sa’dî’de rastladığımız bir şiir İran şiirinde murabbaa benzer rastlayabildiğimiz en eski şiir örneğidir.[8] Bu da XIII.yüzyıla tekabül eder. 14 bendden oluşan bu şiirin kafiye örgüsü a a x a b b b a c c c a .... şeklindedir. Şiir aşağıdadır:

Ãn mâh-ı dü-hefte der nikâbest

Yâ hûrî-i dest der hizâbest

V’ân vesme ber ebrvân-ı dil-bend

Yâ kavs-i kuzah berâfitâbest

Seylâb zi ser-güzeşt yârâ

Z’endâze be-der me-ber cefâ râ

Bâz ây ki ez gam-i tu mâ râ

Çeşmî vü hezâr çeşme âbest

Tündî vü cefâ vü zişt hûyî

Her çend ki mîkonî nikûyî

Fermân be-remet be her çe gûyî

Cân ber leb ü çeşm ber hitâbest

Ey rûy-i tu ez bihişt bâbî

Dil ber nemek-i lebet kebâbî

Güftî be-zenem ber âteş âbî

V’in âteş-i dil ne cây-i âbest

Sabr ez tu kesî neyâvered tâb

Çeşmem zi gamet ne mi bered hvâb

Şekk nîst ki ber memerr-i seylâb

Çendân ki binâ konî harâbest

Ey şöhre-i şehr ü fitne-i hayl

Fî manzaraeki’n-nehâr-i ve’l-leyl

Her ku ne koned be sûretet meyl

Der sûret-i âdemî devâbest

Ey dârû-yi dil-pezîr ü derdem

İkrâr be bendgît kerdem

Dânî ki men ez tu ber-ne gerdem

Çendân ki hatâ koni savâbest

Gerçi tu emîr ü mâ esîrim

Gerçi tu büzürg ü mâ hakîrim

Gerçi tu ganî vü mâ fakîrim

Dil-dârî-yi dôstân sevâbest

Ey serv-i revân ü gülbün-i nev

Meh-peyker ü âfitâb-pertev

Be-stân ü be-deh be-gü vü bişnev

Şebhâ-yi çünîn ne vakt-i hvâbest

İm şeb şeb-i halvetest tâ rûz

Ey tâli’-i sa’d ü baht-ı fîrûz

Şem’î be miyân-i mâ ber-efrûz

Yâ şem’ me kon ki mâh-tâbest

Sâkî kadeh-i kalenderî-vâr

Der deh be mu’âsirân-ı hüşyâr

Dîvâne be hâl-i hvîş be-güzâr

K’în mestî-i mâ ne ez şarâbest

Bâdest gurûr-i zindegânî

Berkest levâmi’-i cevânî

Der yâb demî ki mi tevânî

Be-şitâb ki ‘ömr der şitâbest

İn gürsine-gürg-i bî-terahhum

Hod sîr ne mî şeved zi merdüm

Ebnâ-yı zamân misâl-i gendüm

V’în devr-i felek çü âsiyâbest

Sa’dî tu ne merd-i vasl-ı ûyî

Tâ lâf-ı zenî vü kurb-cûyî

Ey teşne behîre çend pûyî

K’în reh ki tu mirevi serâbest



[1] ŞARDAĞ, Rüştü: Mustafa Itrî Efendi, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1992, s.217.

[2] KÖPRÜLÜ, M.Fuad: Türk Edebiyatı Tarihi, Ötüken Yayınları, İstanbul, 1981, s.136-137.

[3] ÇETİN, Nihad M.: Eski Arap Şiiri, İstanbul Üniv.Ede.Fak.Şarkiyat Enst., İstanbul, 1973.

[4] ÇETİN, Nihad M.: a.g.e., s.74.

[5] ÇETİN, Nihad M.: a.e., s.74-75.

[6] Dr.Muhammed Mu’în: Ferheng-i Fârisî (Mutavassıt), Mü’essese-i İntişârât-ı Emîr-i Kebîr, Tahrân, 1371, c.III, s.3987.

[7] Celaleddin Hümayi:San’at-i Edebî, Elmî Yayınevi,Tahran,1339, s.251.

[8] Muhammed Ali Fürûğî: Külliyât-ı Şeyh Sa’dî, ez-İntişârât-ı Kitâb-fürûşî-i Mûsâ ‘İlmî Bâzâr-ı Beyne’l-Harameyn, 1364, s.534-535.

Hiç yorum yok: