1 Ağustos 2007 Çarşamba

4.1. Kafiye Örgüsü

4.1.1. Kafiye Örgüleri

15-19.yüzyıllara ait bütün murabbaların, bütün kafiye örgülerini gösteren tablo aşağıdadır. Bu tabloda hangi yüzyıllarda hangi kafiye örgüsünde ne kadar şiir bulunduğu ve bütün murabbalar içindeki oranı görülmektedir.


15.yy

16.yy

17.yy

18.yy

19.yy

Toplam

Oran %

aaaA bbbA

59

821

3

59

235

1177

70,54

aaaa bbba

0

14

4

48

24

90

5,39

aAaA bbbA

0

3

9

96

117

225

13,49

aaaA bbxA

0

1

0

0

0

1

0,05

bAbA cccA

0

6

29

60

23

118

7,07

baba ccca

0

1

2

35

11

49

2,93

bbbA cccA

0

1

0

6

0

7

0,41

Toplam

59

847

47

304

410

1667


Tablo A 15-19.yüzyıllara ait bütün murabbaların genel "kafiye örgüsü" tablosu

Bu tablodan çıkarılabilecek sonuçlar şunlardır: Bütün murabbalar içinde en fazla kullanılan kafiye örgüsü a a a A b b b A şeklinde dizilen ve mütekerrir murabbaın kafiye örgüsü kabul edilen örgüdür ki % 71’lik bir orana sahiptir. Diğer mütekerrir kafiye örgülerini de dâhil ettiğimizde % 91’lik bir sayıya ulaşıyoruz. Buradan yola çıkarak Türk edebiyatında yazılan murabbaların mütekerrirlik karakterinin ağır bastığını söyleyebiliriz.

4.1.1.1. “ aaaA bbbA” şeklindeki kafiye örgüsü

Bu kafiye düzeni murabbaın klasik kafiye düzenlerinden birisidir. Bütün murabbalar içindeki kullanılma oranı % 70,54’tür.[1] Bütün şiirler içindeki kullanılma oranı ise % 63,02’dir. En çok 16 ve 19.yüzyıllarda kullanılmıştır.

Bu kafiye örgüsü aşağıdaki şairler tarafından kullanılmıştır. Parantez içindeki rakamlar şiir adedini göstermektedir:

15.yüzyılda Aynî-i Tirmizî (7), Selîmî (1), Şehdî (2), Şeyh (1), Necâtî (1), Nasîbî (1), Mesîhî (3), Nizâmî (2), Nihânî (2), Râzî (1), Resmî (1), Seyfî (1), Sa’dî-i Cem (4), Adlî (1), Ahmed Paşa (2), Ahî (1), Cem Sultan (3), Ca’fer Çelebi (9), Halîlî (2), Hızrî (1), Hafî (2), İlâhî (1), Kemâlî (2), Sarıca Kemâl (1), Mihrî (6), Melîhî (1).

16.yüzyılda Misâlî (1), Cenâbî (1), Vasfî (2), Usûlî (2), Ubeydî (4), Şevkî (1), Yahyâ Beg (26), Yakînî (1), Yetîm (2), Zâtî (25), Zamîrî (1), Za’îfî (5), Za’fî (24), Muhibbî (30), Özrî (1), Remzî (1), Revânî (1), Sezâyî (1), Sehâyî (1), Safâyî (1), Nazmî (516), Nihâlî (1), Nev’î (3), Nisâyî (2), Ayânî (1), Atâ (1), Ahmed Sârbân (2), Amrî (5), Ãşık Çelebi (7), Basîrî (1), Fevrî (6), Fazlî (1), Fuzûlî (5), Fehmî-i Cânbâz (1), Gedâyî (1), Hüdâyî (1), Hayâlî (2), Hayretî (26), Hıfzî (1), Hevesî (1), Hadîdî (1), İshak (3), Kemal Paşa-zâde (1), Kâmî (1), Lâmî’î (6), Me’âlî (6), Hıtâbî (1), Helâkî (6), Aşkî (53), Şâhî (22), Hatâyî (5).

17.yüzyılda Fenâyî (1), Fütûhî (1), Şemsî (1).

18.yüzyılda Râşid (1), Hâtif Ali (14), Enîs (2), Ãkif Müştâk (2), Re’fet (5), Nâşid (3), Neylî (1), Nedîm (1), Seyyid Vehbî (1), Feyzî (3), Esîf (1), Nâfiz (3), Nazîm Yahyâ (1), Sâmî (3), Müştak (2), Esrâr Dede (1), Dürrî (1), Gâlib (5), İzzet Ali Paşa (1), İlhâmî (4), Fâzıl (2), Hâşim Baba (2).

19.yüzyılda Fatîn (5), Senîh (5), Pertev Paşa (3), Nevres (4), Mahmûd Celâleddîn Paşa (13), Vâsıf (157), Türâbî (3), Aczî (1), Şeref Hanım (15), Said (9), Sermed (14), Hilmî (3), Leylâ Hanım (3).

Bu kafiye düzeniyle ilgili örnek şiir aşağıdadır:

cilâtün Fâc ilâtün Fâc ilâtün Fâc ilün

Cûşa geldüm ol gül-i handanı andum ağladum

Anun ile sürdügüm devranı andum ağladum

Cânib-i kuyına bakdum anı andum ağladum

Mâcerâ-yı sohbet-i cânânı andum ağladum

Kanı ol dem kim nihâyet bulmış idi âh u zâr

Mûnis-i derd-i nigâr olmışdı cân-ı bî-karâr

Yüzüm üstine düşüp yaşum gibi bî-ihtiyâr

Mâcerâ-yı sohbet-i cânânı andum ağladum

‘Ayş u ‘işret eyleyüp cem’iyyet-i yârân ile

Eglenürdi gönlümüz ol Yûsuf-ı Ken’ân ile

Hazret-i Ya’kûb gibi dîde-i giryân ile

Mâcerâ-yı sohbet-i cânânı andum ağladum

‘Ãlemi seyrân iderken yolda gördüm nâgehân

‘Ãşık-ı şeydâsı ile seyr ider bir nev-cuvân

Boynumı burdum yerindüm eyledüm âh u figân

Mâcerâ-yı sohbet-i cânânı andum ağladum

‘Ãlem-i vuslat hayâl-i hâb imiş ru’yâ gibi

Pâydâr olmaz dirîğâ bî-vefâ dünyâ gibi

Fürkat-i dîdar-ı yâra acıyup deryâ gibi

Mâcerâ-yı sohbet-i cânânı andum ağladum

Toğdı ey Yahyâ seher vaktinde çün şems-i cihân

Bir bakımda ol meh-i tâbâna benzetdüm hemân

Hasretinden gözlerüm yaşın idüp seyl-i revân

Mâcerâ-yı sohbet-i cânânı andum ağladum[2]

4.1.1.2. “aaaa bbba” Şeklindeki Kafiye Örgüsü

Bu kafiye örgüsü müzdevic şekildeki murabbaların aslî kafiye düzenidir. Bu kafiye örgüsünün bütün murabbalar içindeki oranı % 5, 39, bütün şiirler içindeki oranı ise % 4, 82’dir.[3] En çok 18 ve 19.yüzyıllarda kullanılmıştır. 15.yüzyılda hiç kullanılmamış olması, müzdevic murabbaların 16.asırdan itibaren ortaya çıktığını gösteriyor.

Bu kafiye örgüsü aşağıdaki şairler tarafından kullanılmıştır:

16.yüzyılda Misâlî (1), Ubeydî (1), Muhibbî (1), Nazmî (3), Nev’î (1), Fevrî (2), İshak (1), Aşkî (4).

17.yüzyılda Fenâyî (1), Es’ad-ı Bağdâdî (2), Sabrî (1).

18.yüzyılda Nebzî (1), Râşid (2), Hâtif Ali (5), Refî’ (1), Hanîf (1), Refî’-i Amidî (1), Nedîm (9), Seyyid Vehbî (1), Feyzî (2), Nâfiz (1), Cesârî (1), Neş’et (1), Esrâr Dede (3), Gâlib (1), İzzet Ali Paşa (4), İlhâmî (3), Fâzıl (10), Hâşim Baba (1).

19.yüzyılda Mahmûd Celâleddîn Paşa (2), Vâsıf (15), Şeref Hanım (2), Sermed (1), Ahmed Râsim (2), İffet (1), Leylâ Hanım (1).

Bu kafiye düzeni ile ilgili örnek şiir aşağıdadır:

Mefâ’îlün Mefâ’îlün Mefâ’îlün Mefâ’îlün

Emîr-i mülk-i hüsn oldun çün ey nûr-ı ilâhım sen

İrişür ‘adl ü dâd itsen benüm gün yüzlü mâhum sen

Nola halk-ı cihânı kul idinsen pâdişâhum sen

Güzeller serveri şâh-ı cihansın ‘Abdî Şâh’um sen

Salarsın Zü’l-fekâr-ı gamzeñi gûyâ ki Hayder’sin

Yanuñda sâye Kanber sen ‘Alî sîretlü serversin

Nice kul olmasun ‘âlem sana gör nice dilbersin

Emîr-i hayl-i hûbân-ı zamânsın ‘Abdî Şâh’um sen

Melekler yoluña tañ mı revân eylerse cân u ten

Sanemler kûy-ı ‘aşkuñda revâdur tutsalar mesken

Senüñ gibi perî-rû gelmemişdür nesl-i Ãdem’den

‘Aceb bilsem ne âfetsin ne cânsın ‘Abdî Şâh’um sen

Pür itdi dehri ey Leylî-cemâlüm hüsnile aduñ

Çoğın Mecnûn idüpdür deşt-i hayretde senün yâduñ

‘Aceb mi Bî-sütûn-ı gamda ‘âlem olsa Ferhâd’uñ
Bugün bir Hüsrev-i şîrîn-zebânsın ‘Abdî Şâh’um sen

Ezelden vasf-ı hüsnüñ ey perî Fevrî-i şeydâya

Hemân-dem ‘aşkile dîvâne oldı düşdi sevdâya

‘Aceb mi cümle dünyâyı salarsañ şûr u gavgâya

Cihânda fitne-i âhir-zamânsın ‘Abdî Şâh’um sen[4]

4.1.1.3. “aAaA bbbA” Şeklindeki Kafiye Örgüsü

Bu kafiye örgüsü bütün murabbalar içinde %13,49 ; bütün şiirler içinde ise % 12,5 oranında kullanılmıştır.[5]

Bu kafiye örgüsü aşağıdaki şairler tarafından kullanılmıştır:

16.yüzyılda Hıtâbî (1), Aşkî (2).

17.yüzyılda Fenâyî (7), Şemsî (1), Nâ’ilî (1).

18.yüzyılda Sâlim (1), Ãkif (1), Nedîm (18), Nâfiz (38), Mahtûmî (1), Gâlib (1), İlhâmî (35), Hâşim Baba (1).

19.yüzyılda Dâniş Mehmed (1), Fehîm-i Sânî (3), Fatîn (9), Senîh (14), Nevres (3), Mahmûd Celâleddîn Paşa (22), Vâsıf (19), Şeref Hanım (8), Said (2), Sermed (31), Ahmed Râsim (2), Leylâ Hanım (4).

Örnek şiir aşağıdadır:

Mefâ’îlün Mefâ’îlün Fa’ûlün

‘Alem çek leşker-i nusret senüñdür

Yüri hânum yüri fursat senüñdür

Uğuruñ hayrdur devlet senüñdür

Yüri hânum yüri fursat senüñdür

Ağızdan od saçar ejderlerüñle

Bahadır sâf-şiken çâkerlerüñle

Yolunda ser viren serverlerüñle

Yüri hânum yüri fursat senüñdür

Elüñde Zülfikâr-ı Şâh-ı merdân

Yanuñca yarıcuñdur kutb-ı devrân

Mutî’uñ olısar mülk-i Horasan

Yüri hânum yüri fursat senüñdür

Kızıl kanlara gark olup kızılbaş

Melekler eyleye tîğuña sâbâş

Tokunmaya atuñ tırnağına taş

Yüri hânum yüri fursat senüñdür

Yüz üzre her sefer Aşkî fütâde

Sürinür atuñ önüñce piyâde

Hak itsün devlet ü ‘ömrüñ ziyâde

Yüri hânum yüri fursat senüñdür[6]

4.1.1.4. “aaaA bbxA” Şeklindeki Kafiye Örgüsü

Bu kafiye örgüsü bütün murabbalar ve bütün şiirler içinde yalnızca bir defa kullanılmıştır. Oranı % 0,05’tir. İki bendden meydana gelen bu şiirin ikinci bendinin üçüncü mısraı herhangi bir mısra ile kafiyeli değildir. Bu durumun müstensih hatasından mı yoksa şairin bilinçli tercihinden mi kaynaklandığını bilemiyoruz. Ancak, bu mısra, bulunduğu benddeki ilk iki mısra ile kafiyeli olsaydı, şiirin bütününde klasik mütekerrir murabba kafiye örgüsü elde edilmiş olacaktı. 16.yüzyıl şairlerinden Şâhî’ye ait olan şiir aşağıdadır:

Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün

İrmedi vasluña her kim cân u tenden geçmedi

Görmedi râhat yüzin ol kim geçenden geçmedi

Meyl-i dünyâ-yı denî sanma ki benden geçmedi

Geçdi dil her nesneden illâ ki senden geçmedi

Bülbül-i dil gül yüzüñ vasfın okur gûyendedür

Rûz u şeb hâr-ı belâda vuslatuñ cûyendedür

Geçdi ‘ömri derdile gurbetde sıhhat bulmadı

Geçdi dil her nesneden illâ ki senden geçmedi[7]

4.1.1.5. “bAbA cccA” Şeklindeki Kafiye Örgüsü

Bu kafiye örgüsünün bütün murabbalar içindeki oranı % 7,07, bütün şiirler içindeki oranı ise% 6,32’dir.[8] En fazla 18.yüzyılda kullanılmıştır.

Bu kafiye örgüsü aşağıdaki şairler tarafından kullanılmıştır:

16.yüzyılda Me’âlî (1), Hıtâbî (4), Hatâyî (1).

17.yüzyılda Fenâyî (20), Nâ’ilî (9).

18.yüzyılda Dâniş Süleymân (1), Hâtem (2), Nedîm (2), Seyyid Vehbî (1), Nâfiz (3), Fennî (9), Mahtûmî (9), Nazîm Yahyâ (6), Sâmî (2), Selâmî (1), Fıtnat (2), Gâlib (2), İzzet Ali Paşa (1), İlhâmî (14), Hâşim Baba (5).

19.yüzyılda Vâsıf (2), Aczî (7), Şeref Hanım (9), Said (2), Sermed (2), Ahmed Râsim (1).

Örnek şiir aşağıdadır:

Mefâ’îlün Mefâ’îlün Fa’ûlün

Men anı bilmişem kavl-i Hudâ’dur

Anuñçün okuram la’net Yezîd’e

Yezîd’e la’net itmek hem sezâdur

Anuñçün okuram la’net Yezîd’e

Cihan fahrı Muhammed Mustafâ’dur

Aliyy-el-Murtezâ şîr-i Hudâ’dur

İmâmum çün Hasen Hulk-ı Rızâ’dur

Anuñçün okuram la’net Yezîd’e

Hüseyn-i Kerbelâ’dur dürr ü gevher

İmam Zeyn-el-abâ’dur sırr-ı Hayder

Muhammed Bâkır oldı pâk server

Anuñçün okuram la’net Yezîd’e

İmâm-ı Ca’fer’üñ men kemteriyem

Kâzım’ı sevmeyenlerden berîyem

Alî Mûsâ Rızâ’nuñ kanberiyem

Anuñçün okuram la’net Yezîd’e

Takî gönlümde îmânum olupdur

Nakî sırrumda sultânum olupdur

Canumda Askerî mihmân olupdur

Anuñçün okuram la’net Yezîd’e

Muhammed Mehdî’dür âlemde şâhum

Dün ü gün öldürür hem secde-gâhum

Hatâyî’yem Ali’dürür penâhum

Anuñçün okuram la’net Yezîd’e[9]

4.1.1.6. “baba ccca” Şeklindeki Kafiye Örgüsü

Bu kafiye örgüsünün bütün murabbalar içindeki oranı %2,93, bütün şiirler içindeki oranı ise %2,62’dir.[10] En fazla 18.yüzyılda kullanılmıştır.

Bu kafiye örgüsü aşağıdaki şairler tarafından kullanılmıştır:

16.yüzyılda Helâkî (1).

17.yüzyılda Nâ’ilî (1), Es’ad-ı Bağdâdî (1).

18.yüzyılda Nedîm (3), Esîf (1), Mahtûmî (9), Cesârî (1), Nazîm Yahyâ (1), Dürrî (1), Gâlib (1), İlhâmî (9), Fâzıl (3), Hâşim Baba (6).

19.yüzyılda Vâsıf (1), Aczî (6), Şeref Hanım (1), Ahmed Râsim (2), Leylâ Hanım (1).

Örnek şiir aşağıdadır:

Mefâ’îlün Mefâ’îlün Fa’ûlün

Bu şehrüñ serv-kad dilberlerinüñ

Kıyâmet müntehâsı Lutfî Bâlî

Perî-peyker melek-manzarlarınuñ

Ser-âmed dil-rübâsı Lutfî Bâlî

Çeküp kâmet nihâl-i nâz olmış

Seçilmiş serv-veş mümtâz olmış

İñen çâpük iñen şehbâz olmış

Şu ber-hôrdâr olası Lutfî Bâlî

Sözinden nefha-i ‘İsî hacildür

Lebinden âb-ı Zemzem teşne-dildür

İñen ra’nâdur iñen bî-misildür

Benüm derdüm devâsı Lutfî Bâlî

Şarâbı ‘âşık-ı üftâdelere

Tolu nûş eyle câm u bâdelerle

Derûnı sâfî kalbi sâdelerle

Öpüş hey kuculası Lutfî Bâlî

Kaçan cevlân içün binseñ semendi

Ayaklatma garîb-i müstemendi

Cuvânsın alma âh-ı derdmendi

Sakın hey pîr olası Lutfî Bâlî

İlâhî la’l-i nûşînin müdâm it

Ebed ‘ömr-i ‘azîzin müstedâm it

Helâkî bendeñi cândan gulâm it

Ki olsun pâdişâsı Lutfî Bâlî[11]

4.1.1.7. “bbbA cccA” Şeklindeki Kafiye Örgüsü

Bu kafiye örgüsünün bütün şiirler içindeki oranı %0,37, bütün murabbalar içindeki oranı ise %0,41’dir. En çok 18.yüzyılda kullanılmıştır.

Bu kafiye örgüsü aşağıdaki şairler tarafından kullanılmıştır:

16.yüzyılda Me’âlî (1).

18.yüzyılda Neyyir (1), İlhâmî (2), Hâşim Baba (3).

Örnek şiir aşağıdadır:

Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün

‘Iyd-i ekber geldi zevk ü ‘işretüñ eyyâmıdur

Hûblar cümle giyinmiş ‘âşıkân bayrâmıdur

Gönlüm aldı bir güzel hep çekdüğüm âlâmıdur

‘Aklumı aldı bu gün ‘ıydiyye mâ’î hâresi

Tarz u tavrı hûb gayetle güzel fettârdur

Şem’ine pervâne oldı şimdi cismüm zârdur

Bizedür cevr ü cefâsı sevdüği ağyârdur

Aklumı aldı bu gün ‘ıydiyye mâ’î hâresi

Salınup nâzile karşu geldi ol kaşı kemân

On dördinde kamedür gûyiyâ ol nev-civân

Bir nazarda oldı hayrânı görüp anı hemân

Aklumı aldı bu gün ‘ıydiyye mâ’î hâresi

Geydüği câme müşâbih dîde-i mestânına

Her ne gûne câmeler giyse münâsib şânına

Yanmada ‘aşkuñla İlhâmî gel ‘ömrüm yanına
Aklumı aldı bu gün ‘ıydiyye mâ’î hâresi[12]

4.1.2. Nazireler

İncelemiş olduğumuz bütün şiirlerdeki nazirelerin değerlendirmesi bu bölümde yapılmıştır. Nazireler mütekerrir murabbalarda yoğunlaşmıştır. Bu durum, dil ve söyleyişin mütekerrir murabbalarda daha âhenkli olmasından kaynaklanmaktadır. Özellikle, tekrarlanan mısraların ihtiva ettiği anlamlar, şairleri murabbalar için nazire yazmaya yöneltmiştir. Bunun dışında benzer rediflerin değişik şairler tarafından kullanıldığı da görülmektedir. Genellikle aynı yüzyıllarda yaşayan şairler birbirlerine nazire yazmışlardır. Bununla birlikte az da olsa, değişik dönemlerde yaşayan şairlerin de birbirlerine nazire yazdıkları görülmektedir. Buraya, nazireler başlığı altında aldığımız şiirlerin, şairleri tarafından nazire yazmak amacıyla yazılıp yazılmadıklarını kesin olarak tespit etmek güçtür. Biz burada mütekerrir mısraları aynı olan veya aralarındaki benzerlik derecesi fazla olan şiirleri değerlendirdik. Mütekerrir mısraları esas alarak tespit ettiğimiz nazireler maddeler hâlinde alfabetik sıraya göre aşağıda belirtilmiştir.

4.1.2.1. “A begüm a pâdişâhum a güzel hânum benüm”

Bu şekildeki murabbalardan iki adedi Muhibbî’ye[13], bir adedi Şâhî’ye[14] aittir. Muhibbî’nin şiirini örnekliyoruz:

c ilâtün Fâc ilâtün Fâc ilâtün Fâc ilün

Çâk idelden dest-i hasret bu girîbaânum benüm

Giceler ta subh olınca dinmez efganum benüm

Zulmi ‘âdet eyleyüp dökme yire kânum benüm

à begüm a pâdişâhum a güzel hânum benüm

Gösterüp zencir-i zülfün beni Mecnûn eyleme

Vâdî-i gamda gözüm yaşını Ceyhûn eyleme

Dôstum cevr itmegi ‘âlemde kânûn eyleme
à begüm a pâdişâhum a güzel hânum benüm

Ey lebi Şîrîn revâ mıdur düşer mi aduña

Kûh-ı gamda bir nazar kılmayasın Ferhâd’uña

Şöyle beñzer rûz-ı mahşer fikri gelmez yâduña

à begüm a pâdişâhum a güzel hânum benüm

Hasteyem ey dil tabîbi eyle dermânum meded
Gelmez iseñ bir ramak kaldı çıkar cânum meded

Kullaruña şefkat it devletlü sultânum meded

à begüm a pâdişâhum a güzel hânum benüm

Halka halka eyleyüp kılduñ ser-i zülfüñ kemend

Bağladuñ anuñla boynum eyledüñ bend üzre bend

Neylesün nitsün ne kılsun bu Muhibbî derd-mend

à begüm a pâdişâhum a güzel hânum benüm[15]

4.1.2.2. “A benüm çok sevdüğüm çak böyle nâz itmek neden”

Nazmî[16] ve Muhibbî’de[17] olmak üzere toplam iki adettir. Muhibbî’ninkini örnekliyoruz:

c ilâtün Fâc ilâtün Fâc ilâtün Fâc ilün

Gül gibi her lahza hâra keşf-i râz itmek neden

Ãh kim ben bülbülüñden ihtirâz itmek neden

Arturup cevr ü cefâñı mihrüñ az itmek neden

à benüm çok sevdügüm çok böyle nâz itmek neden

Dil tabîbisin neden bu hasteñi yâd itmedüñ

Virmedüñ şâfî cevâbı hiç beni şâd itmedüñ

Göñlümi vîrâne kılduñ hergiz âbâd itmedüñ

à benüm çok sevdügüm çok böyle nâz itmek neden

Ala gözlerle alup gönlüm benüm âl eyledüñ
Kâmetümi dest-i cevr ile büküp dâl eyledüñ

Bu mezellet toprağından soñra pâ-mâl eyledüñ

à benüm çok sevdügüm çok böyle nâz itmek neden

Nâme yazdum eşk-i çeşmümden yine cânânuma

‘Arz-ı hâl itdüm derûn-ı dilde olan cânuma

Nev-civansın bî-günah öldürme girme kanuma

à benüm çok sevdügüm çok böyle nâz itmek neden

Leyl-i zülfüñ hasretinden senüñ ey serv-i hırâm

Deşt-i gamda garka virdi göz yaşı cismüm tamâm

Bî-vefâ meh-rûlar içinde sana olsun selâm

à benüm çok sevdügüm çok böyle nâz itmek neden

Gün yüzüñe bakmadum çeşmi nemkîn eyledüñ

Bir devâsuz derde düşdüm beni gamkîn eyledüñ

Ãh kim beñzer Muhibbî’ye yine kîn eyledüñ

à benüm çok sevdügüm çok böyle nâz itmek neden[18]

4.1.2.3. “Ağlasın kan ağlasın bu çeşm-i giryânum benüm”

Muhibbî[19] ve Şâhî’de[20] olmak üzere toplam iki şiir vardır.

4.1.2.4. “Ãh elinden dôstuñ feryâd elinden dôstuñ”

Mütekerrir olan bu mısra değişik şairlerde benzer şekillerde kullanılmış olmakla birlikte aynen tekrar edilmemiştir. Mısra Muhibbî’de “Ãh elinden dilberüñ feryâd elinden dilberüñ”[21], Cem’de “Ãh elinden dôstuñ feryâd elinden dôstuñ”[22], Nasîbî’de “Ãh elinden felegüñ dâd elinden felegüñ”[23] ve Ãşık Çelebi’de “Ãh elinden kızlaruñ feryâd elinden kızlaruñ”[24] şekillerinde geçmektedir. Bu mısra esas alınarak oluşturulmuş nazireler toplam dört adet olup belirtilen şiirlerden ibarettir.

4.1.2.5. “Ay efendim ü begüm a pâdişâhum a Memi”

Nazmî’de[25] “Ay efendim a begüm a pâdişâhum a güzel” mütekerrir mısraıyla oluşturulmuş bir şiir bulunmaktadır. Hayretî’nin[26] şiirinin mütekerrir mısraı ise başlıktaki mısradır.

4.1.2.6. “Bâğa gel kim tarf-ı gülşen hûbdur mergûbdur”

Bu mısra ile oluşturulmuş nazire sayısı ikidir. Necâtî[27] ve Muhibbî’de[28] bulunmaktadır.

4.1.2.7. “Bakduğumca nakş-ı hicrân gösterür devrân baña”

Muhibbî’ye ait olan bu mısraın[29] bir benzeri Hayâlî’dedir[30]: “Bakduğumca nakş-ı hicrân gösterür her an baña”.

4.1.2.8. “Bana yâr olmadıñ gittiñ”

Başlıktaki mısra Nâ’ilî’de[31] bulunmaktadır. Şeref’in de “Bana yâr olmadıñ gitti” mısraıyla kurulmuş bir şiiri bulunmaktadır.[32]

4.1.2.9. “Beni bîmâr idüp il derdine tîmâr idesin”

Bu mısra ile oluşturulmuş iki nazire Me’âlî[33] ve Helâkî’de[34] bulunmaktadır.

4.1.2.10. “Benim sensin efendim söyle sultanım seniñ kimdir”

Başlıktaki mısra Sâlim’de[35] bulunan bir murabbaın mütekerrir mısraıdır. Vâsıf’ta ise “Benim sensin gülüm ey gonca-fem söyle seniñ kimdir” şeklinde mütekerrir mısraı bulunan bir şiir vardır.[36]

4.1.2.11. “Bî-günâhum Hak bilür devletlü sultânum baba”

Bu mütekerrir mısra ile Şâhî’nin[37] yazmış olduğu şiire Muhibbî “Bî-günâhum dime bârî tevbe kıl cânum oğul” mütekerrir mısralı bir şiirle karşılık vermiştir.[38]

4.1.2.12. “Bî-terahhum görmedüm ‘âlemde sultânum gibi”

Başlıktaki mısra İzzet’e aittir.[39] Vâsıf’ın da “Bî-mürüvvet görmedüm ‘âlemde sultânum gibi” mısraıyla kurulmuş bir şiiri vardır.[40]

4.1.2.13. “Bir vefâsuz yâr sevdim nola hâlüm bilmezem”

Yine Şâhî[41] ve Muhibbî’ye[42] ait olan iki örnek vardır.

4.1.2.14. “Cânuma kâr eyledi âh ayrılık vâh ayrılık”

Başlıktaki mısra Za’fî’ye[43] aittir. Nazmî’nin de “Hey ne müşkil derdimiş âh ayrılık vâh ayrılık” şeklinde bir mısra üzerine kurulu şiiri vardır.[44]

4.1.2.15. “Dem bu demdür dem bu demdür dem bu dem”

Hayretî[45] ve Fütûhî’de[46] birer örnek vardır. Ayrıca Hâtif[47] de bir “fâilâtün” tef’ilesi artırarak aynı mısra ile bir şiir oluşturmuştur.

4.1.2.16. “Derd senüñ derdli senüñ dermân senüñ”

Başlıktaki mısra Za’fî’ye aittir.[48] Şeref’in de “Ben seniñ göñlüm seniñ cânum seniñ” şeklinde mütekerrir mısraı bulunan bir murabbaı vardır.[49]

4.1.2.17. “Dünyâya virmem ben seni”

Vâsıf[50] ve Şeref’te[51] bu mısra ile kurulmuş birer şiir vardır.

4.1.2.18. “Ey cefâ-hû yâr senden vâz geldüm var hey”

Mihrî Hatun[52] ve Cafer Çelebi’de[53] bu mısra ile kurulmuş birer örnek vardır.

4.1.2.19. “Göñül eyvây göñül vây göñül eyvây göñül”

Kısaca “gönül” redifli şiirler olarak bilinen bu nazirelere sayıca daha çok rastlanmaktadır. Tespit edebildiğimiz nazireler şunlardır: Edirneli Nazmî’nin üç adet[54], Cafer Çelebi[55], Halîlî[56], Kemâl Paşa-zâde[57], Melîhî[58] ve Yakînî’nin[59] birer adet.

Ayrıca Muhibbî’nin “Göñül eyvây göñül vâ göñül eyvây göñül”[60] mısraıyla kurulmuş bir naziresi vardır. Hafî’nin “Ey göñül vây bu göñül vây göñül eyvây göñül”[61] mısraıyla kurulmuş bir şiiri, Cem Sultan’ın “Vây göñül vây bu göñül eyvây göñül”[62] mısraıyla kurulmuş bir şiiri, Ahmed Paşa’nın da “Vây göñül vây bu göñül vây göñül eyvây göñül”[63] mısrıyla oluşturulmuş birer şiiri bulunmaktadır. Gönül redifli şiirler olarak bilinen bu şiirlerin ilk örneğinin Ahmed Paşa’ya ait bir muhammes olduğu bilinmektedir.

Adlî’nin bu mısraı andıran “Gözüm eyvây gözüm vây gözüm eyvây gözüm”[64] mısralı şiiri de anılmaya değer. Taşlıcalı Yahya’nın da “Meded eyvây meded hey meded eyvây meded”[65] mısraını taşıyan bir şiiri var. Bundan başka, mısradaki “göñül” kelimesinin yerine “sakal” kelimesinin geçirilmesiyle oluşturulmuş hezeliyat örneklerine de rastlanmaktadır. Cafer Çelebi[66], Nizâmî[67] ve Sa’dî-i Cem’de[68] bu şekildeki üç örneği görüyoruz. Bu “gönül” murabbalarından üçü Nazmî’ye ait olan toplam beş örneği aşağıya aktardık:

Fec ilâtün Fec ilâtün Fec ilâtün Fec ilün

1.

Niçe bir böyle hevâyî olasın hây göñül

Niçeye dek olasın yâ dahı hod-rây göñül

Hevesüñ olmağa her gâh hôd-ârây göñül

Göñül eyvây göñül vây göñül eyvây göñül

İtmedüñ terk-i heves neyleyeyin âh seni

Görürüm bîhûde bir hâlde her gâh seni

Hey meded idemedüm hâlden âgâh seni

Göñül eyvây göñül vây göñül eyvây göñül

Beni sensin düşüren gussa vü derde derdâ

İñleden derdile sensin beni her dem eyvâ

Bilmezem ben ne diyem âh o hâlile sana
Göñül eyvây göñül vây göñül eyvây göñül

Yilteyen yel gibi her demde hevâya beni âh

Sensin ey cümle hevâ hem-demi olan gümrâh

Sensin imdi nideyin bana bir özge bed-hvâh

Göñül eyvây göñül vây göñül eyvây göñül

Oldı bu Nazmî senüñ âh elüñden bîzâr

Ki sen anı gamile turmaz idersin nâ-çâr

Çekdürürsin sen aña bâr-ı belâlar her bâr

Göñül eyvây göñül vây göñül eyvây göñül[69]

2.

Sen ki olduñ heves-i zülfile kec-rây göñül

Eyledüñ kaddümi dâl ol gamile hây göñül

Kaddümi gam okına sensin iden yây göñül

Göñül eyvây göñül vây göñül eyvây göñül

Bir güzelde göresin şöyle ki hüsn ü ânı

Sevdürürsin baña âh ol güzeli sen ânî

Ãh kim ‘âdet idindüñ be göñül sen anı

Göñül eyvây göñül vây göñül eyvây göñül

Gördügüñ güzele âşüfte idersin beni sen

Yeñemez oldum ebed gitdi dirîga seni ben

Bilmezem kime şikâyet ideyin ben senden

Göñül eyvây göñül vây göñül eyvây göñül

Bî-vefâlardan uman âh vefâ sensin sen

Eyleyen baña hakikatde cefâ sensin sen

Baña her demde olan derd ü belâ sensin sen

Göñül eyvây göñül vây göñül eyvây göñül

Zülf-i dilber hevesin kim idinürsin sevdâ

Sen o sevdâda ne hâsıl idisersin âyâ

Mâ-hasal sensin olan Nazmî’ye her gâh belâ
Göñül eyvây göñül vây göñül eyvây göñül[70]

3.

Nazîre-i Türkî-i Basît

Her ne gün kim göresin bir yañağı ay göñül

Sevgüsine düşüp ağlarsın anuñ hây göñül

Yaşuñ eylersin o çağ âh akar çay göñül

Göñül eyvây göñül vây göñül eyvây göñül

Gözüñe kim görine bir yüzi gün alnı ay

İşüñ olur dün ü gün anuñiçün âhile vây

Geçer anuñile günüñ niçe günile niçe ay

Göñül eyvây göñül vây göñül eyvây göñül

Düşürürsin beni sevgüyile her bir güzele

Ağlamakla gelür anuñiçün bu gün ele

Ben senüñ yandum elüñden oda göz göre hele

Göñül eyvây göñül vây göñül eyvây göñül

Her güzel kim göresin âh düşersin sen aña

Çekdürürsin dün ü gün anuñiçün kaygu baña

Ne diyem ben senüñ ol huyuñ içün âh saña

Göñül eyvây göñül vây göñül eyvây göñül

Ne çeker Nazmî senüñ âh elüñden ne çeker

Yel gibi sensin anı her yaña yindek yilter

Senüñ ucından o her çağda bir derde düşer

Göñül eyvây göñül vây göñül eyvây göñül[71]

4.

Hırmen-i gülde görüp zülf-i semen-sây göñül

Eyledi her şiken-i pîçini pür-cây göñül

Sevme didüm nice kim eslemedüñ hây göñül

Göñül eyvây göñül vây göñül eyvây göñül

Geçdi ‘ömrüm dün ü gün hasret-i zâr-ı gamla

Müdde’î bağrumı kan itdi benüm derhemle

Sevdüñ ey dil gördücegüñ her güzeli dîdemle

Göñül eyvây göñül vây göñül eyvây göñül

Nice kim başuma gavgâ-yı gam-ı şâh gelür

Câme-i sabr göñül kaddine kûtâh gelür

Gam sipâhına nedür çâre hemîn âh gelür

Göñül eyvây göñül vây göñül eyvây göñül

Hayli vakt oldı ki yâr eylemedüñ yâd meni

Ağlarum hasretile vâh meni dâd meni

Dilemez bu dil-i dîvâne olam şâd meni

Göñül eyvây göñül vây göñül eyvây göñül

Ãh kim ‘arz-ı cemâl itmedi ‘uşşâka habîb

Beñzer ol lutf u kerem kânını men’ itdi rakîb

Ger ölürse bu firâkile Halîlî-i garîb

Göñül eyvây göñül vây göñül eyvây göñül[72]

5.

Cân virür görmege ol zülf-i semen-sây göñül

Satun alur başına fitne vü gavgây göñül

Yakdı yandurdı beni âh bu sevdây göñül

Göñül eyvây göñül vây göñül eyvây göñül

Kıldı şûrîde yine ol zülf-i semen-sây beni

Ben mi isterdüm idem ‘âleme rüsvây beni

Dile uyduğumiçündür bu bana vây beni

Göñül eyvây göñül vây göñül eyvây göñül

Oldı hayrân lebüñe dil bile hicrânda yatur
Zülfüñ ucından iner çâh-ı zenehdânda yatur

Gice her fitnede olur ise garîb anda yatur

Göñül eyvây göñül vây göñül eyvây göñül

Gam-ı hicrüñde göñül cânile enbâz durur

Bezm-i ‘aşkuñda senüñ derdile dem-sâz durur

Dile uyduğumiçün bana bu da az durur

Göñül eyvây göñül vây göñül eyvây göñül

Bu göñül ‘aşk işini kendüzine kâr idinür

Bir cefâ-kârı bulur kandayise yâr idinür

Gel anı sevme diyicek bizi ağyâr idinür

Göñül eyvây göñül vây göñül eyvây göñül

Ben dimezdüm virem ol zülf-i semen-sâya göñül

Sözümi eslemedi gitdi bu bî-çâre göñül

Göñül itdi beni yüz vechile âvâre göñül

Göñül eyvây göñül vây göñül eyvây göñül

Bizi derd ü gamile yâr ider ol yâr dirîğ

Bize yâr itdügini eylemez ağyâr dirîğ

Dildür iden bizi yüz vechile gam-hâr göñül

Göñül eyvây göñül vây göñül eyvây göñül

Ben beni aşka uyup derde düşem sanmazidüm

Bu belâyı baña dirlerdi ben inanmazidüm

Göñül olmazsa yine ‘aşkile aldanmazidüm

Göñül eyvây göñül vây göñül eyvây göñül

Göñül ol serv-i revân ayağına akdı yine

Beni bu hasret ü derd odlarına yakdı yine

Kendüzin tek turur iken dile bırakdı yine

Göñül eyvây göñül vây göñül eyvây göñül[73]

4.1.2.20. “Hâledür kim devr idüpdür mâh-ı tâbânı dürüst”

Mihrî[74], Mesîhî[75] ve Zâtî’de[76] birer örneğine rastlanmaktadır.

4.1.2.21. “Hây efendim hey begüm kan ile kânûn eyleme”

Başlıktaki mısra Cafer Çelebi’ye aittir.[77] Ayrıca Amrî’nin “Hây efendim hey begüm kan eyle kânûn eyleme”[78], Şâhî’nin “ Nev-civânsın dôstum kan ile kânûn eyleme”[79], Muhibbî’nin “Pâdişâhum sevdügüm kan eyle kânûn eyleme”[80] şeklinde mütekerrir mısralarla oluşturdukları birer şiirleri vardır.

4.1.2.22. “Kangı ‘âşıkdur senüñ göñlüñde göñlüñ kimdedür”

Gâlib[81] ve Şeref’de[82] birer örneğine rastlanmaktadır.

4.1.2.23. “Kangı birin diyeyüm biñ dürlü derdüm vardur”

Başlıktaki mısra Muhibbî’nin[83] bir murabbaındadır. Aşkî’de[84] “Kangı birin eydeyin biñ dürlü derdüm vardur” şeklinde geçmektedir.

4.1.2.24. “Kanı a zâlim senüñle ahdümüz peymânumuz”

Taşlıcalı Yahyâ’nın[85] bu mısraına benzer bir mısra Hatâyî’de mevcuttur: “Kanı zâlim ya senüñle ahdümüz peymânumuz”.[86]

4.1.2.25. “Kanı ey zâlim bizümle ahd ü peymân itdügüñ”

Başlıktaki mısra Fuzûlî’ye aittir.[87] Nâfiz’in bir şiirinin mütekerrir mısraı ise “Kanı ey hûnî bizümle ahd ü peymân itdügüñ” şeklindedir.[88]

4.1.2.26. “Kasr-i İcâdiyye’de eyle safâ”

Başlıktaki mısra Sermed’de[89] geçiyor. Leylâ’da ise “Kasr-ı Kağıd-hâne’de eyle safâ” şeklinde geçmektedir.[90]

4.1.2.27. “Lâ fetâ illâ Alî lâ seyfe illâ Zü’l-fekâr”

Hatâyî[91], Nesîmî[92] ve Türâbî’de[93] birer örneğine rastlanmaktadır.

4.1.2.28. “Makdem-i şâh ile hurremdür diyâr-ı Edrine”

Başlıktaki mısra Aşkî’nindir[94]. “Reşk-i gülzâr-ı cinân oldı diyâr-ı Edrine” şeklinde Zâtî’nin bir şiiri vardır.[95]

4.1.2.29. “Mest-i lâ-ya’kıl olalum yakalar çâk idelüm”

En fazla rastlanan mütekerrir mısradır. Tamamı 24 adettir. Bu mısra ile şiir yazan şairler şunlardır: Ayânî[96], Atâ[97], Amrî[98], Basîrî[99], Cafer[100], Fehmî-i Cânbaz[101], Gedâyî[102], Hıfzî[103], Hevesî[104], Hadîdî[105], İshak[106], Kâmî[107], Muhibbî[108], Mesîhî[109], Nihâlî[110], Özrî[111], Râzî[112], Revânî[113], Remzî[114], Sehâyî[115], Sezâyî[116], Şehdî[117], Zâtî[118], Nazmî[119].

Bu şiirlerden üçü aşağıdadır:

Fec ilâtün Fec ilâtün Fec ilâtün Fec ilün

Reşha-i câm ile hâk-i dil nem-nâk idelüm

Gerd-i gam kalmasun anda sulayup pâk idelüm

Gül ü mül sohbetini yâr ile bî-bâk idelüm

Mest-i lâ-ya’kıl olalum yakalar çâk idelüm

İrdi gül mevsimi bâğa irelüm gonça gibi

Tâze gülşenler içine girelüm gonça gibi

Bir yire bir niçe hûbı derelüm gonça gibi

Mest-i lâ-ya’kıl olalum yakalar çâk idelüm

Bâğ u râğa varalum eyleyelüm ‘ayş-i müdâm

Bir gül ü gülşene müşrif bulalum ‘âlî makâm

Çıkup aña tutalum elde şükûfe gibi câm

Mest-i lâ-ya’kıl olalum yakalar çâk idelüm

Gül-i bâdâm gibi hâk ü yek olsun zer ü sîm

İdelüm sîm-feşânlıkları mânend-i nesîm

Dökülüp saçılalım gül gibi sohbetde delim

Mest-i lâ-ya’kıl olalum yakalar çâk idelüm

Bâde meh halka-i bezm olsun aña hâle gibi

Bir gilüstâna nüzûl eyleyelüm jâle gibi

Bir dem elden komayalum ayağı lâle gibi

Mest-i lâ-ya’kıl olalum yakalar çâk idelüm

Tîr-i gam cânuma geçmişdi geçenden geçelüm

Dâs-ı sâgarla bu dem ‘işret ekinin biçelüm

Serv ayağında güle karşu benefşe içelüm

Mest-i lâ-ya’kıl olalum yakalar çâk idelüm

Ca’ferâ virmeyelüm biz bizi tûl-ı emele

Gözümüz bakar iken ‘ömrümüz oldukça hele

Gül ü nergis gibi her subh alalum sâgar ele

Mest-i lâ-ya’kıl olalum yakalar çâk idelüm[120]

2.

Su gibi ayaga düşüp yüzümüz hâk idelüm

Yuyalum arıdalum yolumuzı pâk idelüm

‘Işk meyhânesine bî-ser ü bî-pâ gidelüm

Mest-i lâ-ya’kıl olalum yakalar çâk idelüm

Ey cuvân pîr-i mugândan yine himmet alalum

Mey-i la’l adına iksîr-i sa’âdet alalum

Kibr ü kîni satalum câm-ı mahabbet alalum

Mest-i lâ-ya’kıl olalum yakalar çâk idelüm

Gel mesâvî yiridür mescid öñinden kaçalum

Varalum meykedede ‘ışk rümûzın açalum

Germ olup bir birimüz üstine güller saçalum

Mest-i lâ-ya’kıl olalum yakalar çâk idelüm

Koyalum Leylî vü Şîrîni geçenden geçelüm

Medh ile şimdiki dilberlere hıl’at biçelüm

Çalalum çağıralum ırlayalum iç içelüm

Mest-i lâ-ya’kıl olalum yakalar çâk idelüm

Amriyâ söyleyelüm sûz ile eş’ârı yine

Çekelüm bûseye ol la’l-i şeker-bârı yine

Ber-taraf eyleyelüm cübbe vü destârı yine

Mest-i lâ-ya’kıl olalum yakalar çâk idelüm[121]

3.

Der-i mey-hânede gel kendümüzi hâk idelüm

Gerd-i tenden dil ü cân âyînesin pâk idelüm

‘Aşk câmın içelüm sohbet-i dil-i bâk idelüm

Mest-i lâ-ya’kıl olalum yakalar çâk idelüm

Çekelüm nakde yine gül gibi destârumuzı

Der-miyân eyleyelüm dirhem ü dînârumuzı

Virelüm câm-ı meye gonce gibi varumuzı

Mest-i lâ-ya’kıl olalum yakalar çâk idelüm

Bülbülüz mevsim-i gülde yine hâmûş olalum

Demidür germ olalum mey gibi pür-cûş olalum

Sâkıyâ nûş idelüm sun berü bî-hûş olalum

Mest-i lâ-ya’kıl olalum yakalar çâk idelüm

Tutmadın hâr-ı ecel ‘âşık-ı gam-hâr etegin

Tutalum lâle-sıfat aşkile kühsâre etegin

Elümüzden koyalum gayretile ‘âr etegin

Mest-i lâ-ya’kıl olalum yakalar çâk idelüm

Añma tesbihile takvâyı geçenden geçelüm

Girelüm meykede küncine buradan göçelüm

Varalum anda güzellerle yiyelüm içelüm

Mest-i lâ-ya’kıl olalum yakalar çâk idelüm

Gelüñ aldanmayalum ‘âlemüñ efsânesine

Hâliyen bir birümüz sıhhat-i şükrânesine

Girelüm ol büt-i tersâ beçe mey-hânesine

Mest-i lâ-ya’kıl olalum yakalar çâk idelüm

Kanı İshak ki ana gösterelüm yirlerini

Üsküb’üñ şol güzelüm serv-i semenberlerini

Bir yire cem’ idelüm Rum ili dilberlerini

Mest-i lâ-ya’kıl olalum yakalar çâk idelüm[122]

4.1.2.30. “Ne kara günlere kaldum yazıklar baña yazıklar”

Taşlıcalı Yahyâ[123] ve ‘Aşkî’de[124] birer örneği vardır.

4.1.2.31. “Pâdişâhum sen tururken ben kime yalvarayım”

Başlıktaki mısra Muhibbî’ye aittir.[125] Taşlıcalı Yahya’ya ait olan bir şiirde[126] tek farklılık son kelimenin “yalvarayın” şeklinde olmasıdır.

4.1.2.32. “Sendedür dîvâne göñlüm sendedür”

Hâtem[127] ve Yahyâ Nazîm’in[128] birer şiiri vardır. Sermed’in de “Sendedür gönlüm efendim sendedür.” şeklinde mütekerrir mısralı bir şiiri vardır.

4.1.2.33. “Seniñ ben sâye-i lutfuñda hünkârım çerâğ oldum”

Vâsıf[129] ve Sermed’in[130] birer şiiri vardır.

4.1.2.34. “Sirişk-i çeşmimiñ bak farkı var mı çağlayanlardan”

Vâsıf[131] ve Sermed’in[132] birer şiiri vardır.

4.1.2.35. “Üstüne gül koklamam ey gonca-fem”

Sermed[133] ve Senîh’te[134] birer şiir vardır.

4.1.2.36. “Vay be kâfir seni hâşâ ki müselmân olasın”

Nazmî’ye[135] ait olan bu mısraın bir benzeri de İshak Çelebi’nin şiirleri arasındadır.[136] Bu murabbaın mütekerrir mısraı şu şekildedir: “Vây kâfir seni hâşâ ki müselmân olasın”.

4.1.2.37. “Vechi var yansam yakılsam ‘aşkile sultânıma”

Sâmî[137] ve Vehbî’nin[138] birer şiiri vardır.

4.1.2.38. “Yâ gıyâse’l-müstağîsîn neccinâ mimmâ nehaf”

Nazmî’nin iki şiiri[139], ‘Ãşık Çelebi[140] ve Fevrî’nin[141] birer şiiri vardır.

4.1.2.39. “Yüri şâhum yüri ısmarladum Allâh’a seni”

Bu mütekerrir mısra ile oluşturulmuş toplam dört şiir vardır: Sarıca Kemâl[142], Lâmi’î[143], Mihrî[144] ve Taşlıcalı Yahyâ’ya ait[145] birer murabba. Örnek murabba aşağıdadır:

Murabba’

Fec ilâtün Fec ilâtün Fec ilâtün Fec ilün

Ey gülistân-ı cemâlüñ gül-i nâzük-bedeni

Ravza-ı hüsn ü bahâruñ semen ü nestereni

Garaz öldürmek ise cevr ü cefâyile beni

Yüri şâhum yüri ısmarladum Allâh’a seni

Çünki senden felek ayırdı şehâ ben kuluñı

Gülşen-i hüsnüñi medh eyleyici bülbülüñi

Kokmasun bârî sakın zâğ-ı rakîbüñ gülüñi

Yüri şâhum yüri ısmarladum Allâh’a seni

Nice eyyâm zamânıydı ki hâk-i derdüm

Mâl-i makbûl huzûruñda derüñde derdüm

Beni redd itmeyesin degme günehden derdüm

Yüri şâhum yüri ısmarladum Allâh’a seni

Düşeyin derde ki hergiz aña bulınmaya em

Kalayın derd ile hem-sâye ola derd ü sitem

Ben ölürsem öleyin mihnet ile saña ne gam

Yüri şâhum yüri ısmarladum Allâh’a seni

Bunca zulm ü ta’ab u cevr ü cefa baña neden

Kıluram kılmak ise ger garazuñ terk-i vatan

Sendedür cân u göñül ger degül ise nola ten
Yüri şâhum yüri ısmarladum Allâh’a seni

Şâdî-yi vasluña ola mı ki bir dahı irem

Nice demler dökerem olmaya mı dem ki görem

Gelem Allâh nasîb itdi ise yine görem

Yüri şâhum yüri ısmarladum Allâh’a seni

Düşdi bu subh u seher bu şeb-i hicrâna Kemâl

Veh ki dünyâda harâm oldı aña rûz-ı visâl

Ãhiret hakkını bârî sanemâ eyle helâl

Yüri şâhum yüri ısmarladum Allâh’a seni[146]



[1] Bkz. metin 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 81, 82, 83, 84, 85, 86, 87, 88, 89, 90, 91, 92, 93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111, 112, 114, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 123, 124, 125, 126, 127, 128, 129, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 137, 138, 139, 140, 141, 142, 143, 144, 145, 146, 147, 149, 150, 151, 152, 153, 154, 155, 156, 157, 158, 159, 160, 161, 162, 163, 164, 165, 166, 167, 168, 169, 170, 171, 172, 174, 175, 176, 178, 179, 180, 181, 182, 183, 184, 185, 186, 187, 188, 189, 190, 192, 193, 194, 195, 197, 198, 199, 200, 201, 202, 203, 204, 205, 206, 207, 208, 209, 210, 211, 212, 213, 214, 215, 216, 217, 218, 219, 220, 221, 222, 233, 235, 236, 247, 258, 260, 261, 262, 263, 268, 270, 278, 279, 280, 281, 282, 283, 286, 287, 296, 306, 307, 308, 315, 316, 317, 318, 319, 321, 322, 323, 324, 325, 326, 328, 329, 331, 333, 334, 336, 337, 338, 339, 340, 341, 342, 343, 344, 346, 347, 348, 349, 352, 353, 354, 355, 356, 358, 359, 361, 363, 364, 366, 367, 368, 369, 370, 371, 373, 374, 375, 376, 377, 378, 379, 380, 381, 382, 383, 384, 385, 386, 387, 388, 391, 392, 393, 394, 395, 398, 402, 403, 406, 408, 409, 430, 432, 436, 437, 438, 439, 440, 446, 451, 452, 454, 457, 458, 460, 461, 463, 467, 468, 472, 474, 475, 477, 478, 485, 486, 491, 493, 496, 500, 501, 502, 504, 507, 510.

[2] Yahya Beg: Dîvân, Hazırlayan: Mehmet ÇAVUŞOĞLU, Tenkitli Basım, İstanbul, 1977, s.193-194.

[3] Bkz. metin 113, 148, 173, 191, 196, 250, 253, 257, 264, 265, 267, 304, 305, 309, 310, 311, 312, 313, 330, 350, 351, 397, 405, 407, 429, 435, 498.

[4] Fevrî: Dîvân, Lala İsmail Ef. (Süleymaniye Umumî Ktb.) no:474, s.84-b.

[5] Bkz. metin 54, 229, 231, 241, 248, 251, 252, 254, 256, 271, 273, 274, 275, 276, 277, 285, 288, 290, 292, 293, 294, 295, 297, 298, 299, 301, 302, 303, 320, 327, 332, 345, 357, 360, 362, 365, 372, 396, 399, 400, 401, 410, 411, 412, 413, 414, 415, 416, 417, 418, 419, 420, 421, 422, 423, 424, 425, 426, 427, 428, 431, 434, 441, 445, 447, 449, 450, 455, 456, 462, 464, 465, 466, 469, 470, 471, 473, 476, 479, 480, 481, 482, 483, 484, 487, 488, 489, 490, 492, 494, 495, 497, 499, 503, 505, 506, 508, 509, 511.

[6] PALA, İskender: Aşkî, Hayatı, Edebî Şahsiyeti ve Dîvânı, (Yayınlanmamış Doktora Tezi), İstanbul, 1983, s.62-63.

[7] Şâhî: Dîvân, Ali Emirî Ef. Manzum Eserler (Millet Ktb.) no:225.

[8] Bkz. metin 15, 16, 17, 177, 223, 224, 225, 226, 227, 228, 232, 234, 238, 239, 240, 244, 245, 259, 266, 269, 272, 389, 390, 433, 443, 444, 448, 453, 459.

[9] ERGUN, Sadeddin Nüzhet: Hatâyî Dîvânı (Şah İsmail Safevî, Hayatı ve Nefesleri), Maarif Kitaphanesi, İstanbul, 1956, s.181.

[10] Bkz. metin 230, 237, 242, 243, 246, 249, 255, 284, 289, 291, 300, 314, 335, 404, 442.

[11] ÇAVUŞOĞLU, Mehmet: Helaki, Dîvân, İstanbul, s.37-38. [Bu şiir H.E.Cengiz’in makalesinde değişik bir kafiye örgüsü biçiminde gösterilmektedir. Bu durum, şiirin ilk bendinin son mısraının diğer bendlerin son mısralarında tekrarlandığı şeklindeki yanlış tespite dayanmaktadır. bk.H.E.Cengiz: a.g.m., s.300.].

[12] İlhâmî: Dîvân, İst.Üni.Ktb. T.5507.

[13] AK, Coşkun: Muhibbî Dîvânı, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1987, s.839-840.

[14] Şâhî, 76-a.

[15] Muhibbî, 839-840.

[16] Nazireler Mecmuası, İst.Üni.Ktp., TY, No:920, 432-a.

[17] Muhibbî , s.843.

[18] Muhibbî , s.843.

[19] Muhibbî , s.841.

[20] Şâhî, 74-b.

[21] Muhibbî , s.836.

[22] Cem: Dîvân, Millet Ktb.Ali Emiri Ef. Manzum Eserler, no: 81, 12-a.

[23] Nasîbî: CN, 278.

[24] HANÇERLİOĞLU, Filiz: Ãşık Çelebi Dîvânı, Yüksek Lisans Tezi, Ankara 1988, s.245.

[25] Nazmî, 348-a.

[26] ÇAVUŞOĞLU, Mehmet-M.Ali TANYERİ: Hayretî, Dîvân, İstanbul, 1981, s.119.

[27] TARLAN, Ali Nihat: Necati Beg Dîvânı, Akçağ Yay., Ankara, 1992, s.128.

[28] Muhibbî, s.832.

[29] Muhibbî, s.850.

[30] Hayâlî, s.74.

[31] İPEKTEN, Haluk: Nailî Dîvânı, Akçağ Yay., Ankara 1990, s.335.

[32] Şeref Hanım: Dîvân, İstanbul 1292, Şeyh Yahya Efendi Matbaası, s.92.

[33] Ambros, Edith: The Iyrics of Meâlî an Ottoman Poet of the 16 th Century, Berlin, 1982, s.185.

[34] ÇAVUŞOĞLU, Mehmet: Helaki, Dîvân, İstanbul, 1982, s.33.

[35] Sâlim: Mecmu’a, Millî Ktp. Yz. A. 3639, 12-a.

[36] Vâsıf: Dîvân, Kahire 1257, Bulak Matb., s.10.

[37] Bkz. metin 91.

[38] Bkz. metin 136.

[39] İzzet Ali Paşa, Dîvân, Selim Ağa Ktb. No: 928, 66-b.

[40] Vâsıf, s.43.

[41] Şâhî, 72-a.

[42] Muhibbî, s.837.

[43] Za’fî: Dîvân, Ali Emiri Ef.Manzum Eserler, Millet Ktb.no:254, 23-a.

[44] Nazmî, 293-b.

[45] Hayretî, s. 91.

[46] Fütûhî: Dîvân, 83-b.

[47] Hâtif: Dîvân, ?

[48] Za’fî, 27-a.

[49] Şeref, s.94.

[50] Vâsıf, s.92.

[51] Şeref, 93.

[52] GEMİCİ, Sabiha: Mihrî Hatun Dîvânı, (Karşılaştırmalı Metin, Cümle Yapısı ve Cümle Türleri), Doktora Tezi, Bursa 1990, s.614.

[53] ERÜNSAL, İsmail: The Life and Works of Tacîzâde Ca’fer Çelebi, With A Critical Edition of His Dîvân, Edebiyat Fakültesi Basımevi, İstanbul 1983, s.464.

[54] Bu üç şiir de 356-a’da bulunmaktadır.

[55] Ca’fer, s.326.

[56] Halîlî: Firkat-nâme, T.D.K. Kütüphanesi, Yz. A. 263, ?.

[57] Kemâl Paşa-zâde: Dîvân, ?.

[58] ERGİN, Muharrem: “Melihi”, İst.Ün.Türk Dili ve Ed.Dergisi, , C.II, Sayı 1-2, s.74.

[59] Yakînî: CN, 214-a.

[60] Muhibbî, s.836.

[61] Hafî: CN, 214-b.

[62] Cem: Dîvân, 11-a.

[63] TARLAN, A. Nihad: Ahmed Paşa Dîvânı, Millî Eğitim Basımevi, İstanbul, 1966, s.233.

[64] Dîvân-ı Adlî, Millet Ktb. Ali Emiri no: 274, 26-b.

[65] Yahyâ, s.626.

[66] Ca’fer , s.323.

[67] Nizâmî: Karamanlı Nizami, Hayatı, Edebî Kişiliği ve Dîvânı, Hazırlayan: Haluk İpekten, Sevinç Matbaası, Ankara 1974, s.249.

[68] Sa’dî-i Cem: CN, 202a.

[69] NM, 356a

[70] NM, 356a

[71] NM, 356a

[72] Halîlî: Firkat-nâme, TDK Ktp. Yazma A. 263, ?.

[73] Kemal Paşa-zâde: Dîvân, İst.Üni.Ktp.no:3497.

[74] Mihrî, s.452.

[75] Mesîhî: Dîvân, İst.Üni.Ktb.T.Y.688, 40b.

[76] Zâtî: Dîvân, Halet Ef.İlavesi, Sül.Ktb., no: 151, 174a.

[77] Ca’fer, s.390.

[78] Amrî, s.30.

[79] Şâhî, 81a.

[80] Muhibbî, s.848.

[81] Gâlib: Dîvân, (Es’ad Ef. (Sül.Ktb.), no: 2676, 66-b.

[82] Şeref, s.94.

[83] Muhibbî, s. 831.

[84] PALA, İskender: Aşkî, Hayatı, Edebî Şahsiyeti ve Dîvânı, Doktora Tezi, İstanbul, 1983, s.119.

[85] Yahyâ, s.196.

[86] Hatâyî, s.186.

[87] ONAN, Necmettin Halil: Fuzuli’nin Leylâ vü Mecnun’u, Maarif Basımevi, İstanbul 1956, s.191.

[88] Nâfiz, 209-a.

[89] Sermed: Dîvân, İstanbul, 1264, s.146.

[90] Leylâ Hanım, s.47.

[91] ERGUN, Sadeddin Nüzhet: Hatayi Dîvânı (Şah İsmail-i Safevi, Hayatı ve Nefesleri), Maarif Kitaphanesi, İstanbul, 1956, s.183.

[92] AYAN, Hüseyin: Nesîmî Dîvânı, Akçağ Yay., Ankara, 1990, s.366.

[93] Türâbî: Dîvân, Tophane-i Ãmire Matbaası, İstanbul, 1294, s.114.

[94] Aşkî, s.64.

[95] Zâtî, 176a.

[96] MN, Nuruosmaniye Ktp., no: 4222, 261a.

[97] MN, 257a.

[98] ÇAVUŞOĞLU, Mehmet: Amrî Dîvânı, , Ed.Fak.Matbaası, İstanbul, 1979, s.26.

[99] MN, 258a.

[100] Ca’fer, s.343.

[101] MN, 260a.

[102] MN, 261a.

[103] MN, 259a.

[104] MN, 258b.

[105] MN, 258a.

[106] İshak Çelebi: Dîvân, Kadızade Mehmet Ef. (Sül.Ktb.) no: 386, 30-a.

[107] MN, 256-b.

[108] Muhibbî, s.840.

[109] Mesîhî: Dîvân, İst.Ün.Ktb.T.Y.688, 75b.

[110] MN, 256b.

[111] MN, 260b.

[112] CN, 252-a.

[113] MN, 257b.

[114] MN, 259a.

[115] MN, 258b.

[116] MN, 259b.

[117] MN, 259b.

[118] Zâtî, 175a.

[119] NM, 384a.

[120] Ca’fer, s.343.

[121] Amrî, s.26.

[122] YILDIRIM, Ali: İshak Çelebi, Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânının Edisyon Kritiği, Bil.Uz. Tezi, Elazığ, 1991, s.716.

[123] Yahyâ, s.199.

[124] Aşkî, s.118.

[125] Muhibbî, s.849.

[126] Yahyâ, s.198.

[127] Hâtem: Dîvân, İst.Üni.Ktb. T.381, 34b.

[128] Yahyâ: Dîvân, Es’ad Ef., Sül.U.Ktb., no: 2707, s.497.

[129] Vâsıf, s.2.

[130] Sermed, s.137.

[131] Vâsıf, s.7.

[132] Sermed, s.138.

[133] Sermed, s.148.

[134] Senih: Dîvân, Takvimhane-i Ãmire, İstanbul 1275, s.122.

[135] NM, 446b.

[136] İshak, 79b.

[137] Sâmî: Dîvân, Hafîd Ef. (Sül.Ktb), no: 346, ?.

[138] DİKMEN, Hamit: Seyyid Vehbî ve Dîvânının Karşılaştırmalı Metni, (2 cilt), Doktora Tezi, Ankara 1991, s.508.

[139] Her iki şiir de NM, 279b’de bulunmaktadır.

[140] Ãşık Çelebi, s.251.

[141] Fevrî, 84a.

[142] WALSH, J.R.: “The Dîvânçe-i Kemâl-i Zerd”, Journal of Turkish Studies, Türklük Bilgisi Araştırmaları III, Cambridge, U.S.A., 1979, s.435.

[143] Lâmi’î Çelebi: Dîvân, İst.Üni.Ktb.T.671, 67a.

[144] Mihrî, s.597.

[145] Yahyâ, s.220.

[146] WALSH, J.R.: “The Dîvânçe-i Kemâl-i Zerd”, Türklük Bilgisi Araştırmaları, Cambridge, U.S.A., 1979, s.435.

Hiç yorum yok: