İncelediğimiz şiirler içinde kimileri, bize, dîvân şiiri ile halk şiiri arasındaki irtibatın belli bir derecede de olsa mevcudiyetini ispatlamaktadır. Daha önce halk şiiri ile dîvân şiiri arasındaki bazı ortak noktalara temas eden kitap ve yazılar yayınlanmıştı.[1] Bu eserler dîvân ve halk şairlerinin karşılıklı etkileşimine ait örnekleri kapsıyordu. Buna göre, dîvân şairleri halk edebiyatına ait türkü nazım şekline rağbet ederken, halk şairleri de aruzun bazı özel kalıplarıyla dîvân, selis, kalenderî, satranç ve semai yazarak dîvân şiirine temayüllerini gösteriyorlardı.[2] Bunun yanında ele alınan konuların işlenişi ve işlenen mazmunların değerlendiriliş biçimi de kimi yerlerde benzeşiyordu. Daha önce hece ölçüsüyle şiir yazmış dîvân şairleri de bulunmaktaydı.[3] Dîvân ve halk şiirinin bütün etkileşimi bundan ibaret değildi. Dîvân ve halk şiiri estetiğinin belli dönemlerde birbirine çok yaklaştığının kanıtı, çoğu, şiir meraklılarınca hazırlanmış olan şiir mecmuaları ve cönklerdir. Bu mecmua ve cönklerde dîvân ve halk şiirinin yanyana bulunması, bahsedilen etkileşimin bir başka açıdan ispatıdır.[4]
Bu etkileşimle ilgili olarak çalışmamız sırasında tespit edebildiğimiz bilgiler ve veriler aşağıda açıklanmıştır.
Dîvân şairlerinden Za’îfî’nin üzerinde akademik çalışma yapılmış[5] dîvânından aldığımız şiirler içerisinde Fi’t-türkiyyâtî başlıklı bir bölüm bulunmaktadır. Bu başlık altında toplam 8 şiir bulunmaktadır. Bu şiirlerden dört tanesi sekizli, bir tanesi yedili, iki tanesi de onlu hece ölçüsü ile yazılmıştır. Bu türkülerden müzdevic murabba kafiyelenişindeki biri Der-makâm-ı Râst[6] adını alırken, diğer şiirlerden biri Der-makâm-ı Hüseynî[7], biri Dügâh ü Hüseynî adıyla eserde yer almışlardır. Şairin dîvânında ayrıca 5 adet murabba başlıklı şiir bulunmaktadır. Daha da ilgi çekici olan, Fi’t-türkiyyâtî başlığı altında bulunan ve Der-makâm-ı Râst başlığını taşıyan şiir hece ölçüsüyle yazılmak yerine aruzun Fec ilâtün Mefâc ilün Fec ilün kalıbıyla yazılmıştır. Türkiyyât kelimesinin türkü kelimesinin çoğul şekli olduğunu kabul edecek olursak hem rast, hüseynî şeklinde makamlı türküler yazılmasını hem de bu türkülerden birinin, aruzun belli bir kalıbıyla yazılmış olmasını orijinal örnekler olarak kabul etmemiz gerekecektir. Bir başka ihtimal de şairin türkî kelimesiyle, bestelenmiş herhangi bir şiiri, biraz daha ileri giderek söylersek şarkıyı kastetmesidir. Kullanılan makamlar ve aynı eserde bulunan murabba başlıklı diğer şiirlerde makam adı kullanılmayışı bu ihtimali destekleyebilir. Ancak buradaki türkîyi şarkının karşılığı kabul ettiğimiz takdirde de hece ile yazılmış olmalarını değerlendirmek zorlaşacaktır. Bu şiiri örnek olarak aktarıyoruz.
Der-makâm-ı Râst
Fec ilâtün Mefâc ilün Fec ilün
Donanub geydi kırmızı alı
Dâneler saçdı yüzine hâlı
Baña âl itdi ruhları alı
Sevdügüm dil-berüm Köçek Bâlî
Meclise geldi mâh-peykerler
Hûblar nâzenîn semen-berler
Birbirinden latîf dil-berler
Sevdügüm dil-berüm ‘Alî Bâlî
Birinüñ şekkerîn dudagı var
Birinüñ lâleden yañagı var
Birinüñ yüregümde dâgı var
Sevdügüm dil-berüm Memi Bâlî
Biri başladı şîve vü nâza
Birisi itdi hûb âvâze
Bûse virdi biri ter ü tâze
Sevdügüm dil-berüm Hasen Bâlî
Birinüñ gül-şeninde var güller
Birinüñ leblerinde var müller
Medh ider güllerini bülbüller
Sevdügüm dil-berüm Yûsuf Bâlî
Birisi perçemin kemend itdi
Dil ü cân gerdenine bend itdi
Beni ‘ışkıyla derdümend itdi
Sevdügüm dil-berüm ‘Ömer Bâlî
Birinüñ kâmeti nihâl olmış
Birinüñ kaşları hilâl olmış
Karşusında Za’îfî lâl olmış
Sevdügüm dil-berüm Sefer Bâlî[8]
Görüldüğü gibi şiirin yapısı halk şiirini andırmaktadır. Mısra başlarında tekrarlanmış olan birinüñ kelimesi tıpkı halk şiirlerinde olduğu gibi âhengi temin etmiştir. Mukayese imkânı tanıması açısından hece ile yazılmış şiirlerden birini örnek olarak aşağıya aktarıyoruz:
4+4=8’li hece
Taşdı göñlüm yine taşdı
‘Işk deñizi başdan aşdı
Bir güzele göñlüm düşdi
Nic’ideyin hey yârenler
Müşkil imiş ‘âşık oldum
Hazân yaprakleyin soldum
Baglandum zülfine kaldum
Nic’ideyin hey yârenler
Ururam başuma taşlar
Akar gözlerümden yaşlar
Çıkdı yüregümde başlar
Nic’ideyin hey yârenler
Bir güzel sevdüm çagında
Bir beni var yañagında
Bülbül oldum gül bâgında
Nic’ideyin hey yârenler
Yüregüm derdi oñulmaz
Yâr hâlüm sormaga gelmez
Gözlerüm yaşını silmez
Nic’ideyin hey yârenler[9]
Dîvân şairlerinden Nedîm’in şarkı isimli şiirleri arasında yer verdiği heceli iki şiiri de kaydadeğerdir ve koşma/türkü ile murabba/şarkı ilişkisini çözümlemeye yardımcı olacak mâhiyettedir. Matbu kaynakların bir kısmının türkü adıyla aktardığı ancak yazma nüshalardan birinde şarkı adıyla kayıtlı olan şiir aşağıdadır:
6+5=11’li hece
Sevdiğim cemâlin çünkü göremem
Çıkmasın hayâlin dil-i şeydâdan
Hâk-i pâye çünkü yüzler süremem
Alayım peyâmın bâd-ı sabâdan
Kebd çeşm-i bî-rahm etti nigâhın
Ãşıkların göğe çıkardı âhın
Sordum gerdeninden zülf-i siyâhın
Bir cevap vermedi aktan karadan
Sevdiğim bendene düşerse hidmet
Kapında kul olmak canıma minnet
Göre idim sende bûy-ı mahabbet
İstediğim budur sen bî-vefâdan
Nedîmâ hüsnüne olmuştur âşık
Öyle bir âşık kim kavlinde sâdık
Kereme ne kadar değilse lâyık
‘Ãr etmez efendim şehler gedâdan[10]
Bu şiir Nedîm tarafından sırf, bulunsun diye yazılmış olmanın ötesinde, dîvân şiirinin halk şiirine ve karşılığında da halk şiirinin dîvân şiirine ne derecede yaklaştığının bir göstergesidir. Nedîm’in heceli iki şiire şarkılarının arasında yer vermiş olması, halk şiirindeki türkü/koşma’yı dîvân şiirindeki şarkı/murabba’nın mukabili saydığını göstermektedir.
Fâzıl da adı şarkı olan şiirlerinden birini hece ile yazmıştır.
Şarkî
5+5=10’lu hece
Ey kerem-kânım nâzlı sultânım
Arzû eyler seni her yanım
Gel benim yosma cânânım
Dayı revişli gül-şen arslanım
Gel benim ağam gel benim paşam
Sanma kim sensiz bir nefes yaşaram
Kıyma gel baña gitme bir yaña
Cân uyar saña inan sultânım
Gel a meh-pârem âh nedir çârem
Ey ciger-pârem ben de biryânım
Ey göñül mâhı Fâzıl’ın âhı
Seni bi’llâhi yandırır cânım[11]
Yer yer vezin kusurlarının da bulunduğu bu şiir Fâzıl’a ait tek heceli şiirdir. Görüldüğü kadarıyla bir denemenin ötesine de geçememiştir.
Mahmûd Celâleddîn Paşa’nın eserinde de Şarkıyyât bölümü içinde hece ile yazılmış 3 adet şiir bulunmaktadır. Bunlardan ikisini örnekliyoruz:
Şarkî
11’li hece
Nerelerde kaldıñ ey serv-i nâzım
Baña bir haber vir budur niyâzım
Hasretiñle ‘aceb ölmek mi lâzım
Baña bir haber vir budur niyâzım
Feryâdımı sen yalan mı sandıñ
Rakîbiñ sözine ne içün kandıñ
Nâmımı dünyâda ne vakit andıñ
Baña bir haber vir budur niyâzım
Varımı canımı yoluña virdim
Celâl’e merhamet idecek dirdim
Ne sebeble bilmem cefâya girdim
Baña bir haber vir budur niyâzım[12]
Şarkî
4+4=8’li hece
Seniñ içün ey bî-vefâ
Çekerim ben cevr ü cefâ
Sen hemân sür zevk u safâ
Çekerim ben cevr ü cefâ
‘Aşkıñ baña neler itdi
İtdikleriñ câna yetdi
Tahammülüm elden gitdi
Çekerim ben cevr ü cefâ
Yâd eyle gel amân şimdi
Firkatine sebeb kimdi
Bunı bil sevdigim imdi
Çekerim ben cevr ü cefâ[13]
Dîvânını incelediğimiz şairlerden Mahtûmî de sayıca birbirine yakın aruzlu ve heceli şiir yazmıştır. Ancak bu şiirlerin tamamı bir kaynaktan çıktığı belli vaziyette ve estetik açıdan hemen hemen birbirine denk şiirlerdir. Heceli şiirlerin önemli bir kısmı 11’li hece vezni ile yazılmıştır. Örnek:
11’li hece
Bîmâr-ı hasretiñ olan hasteniñ
Tabîbim hâlini sormadıñ yazık
Hâtırın yıkdıgıñ dil-şikesteniñ
Zahmına bir merhem urmadıñ yazık
Şemşîr-i hicriñle cihânı kırdıñ
Va’de-i vasl idüb yalanı kırdıñ
Şimdi peymâne-i peymânı kırdıñ
Vefâsız ‘ahdiñe durmadıñ yazık
‘Aynıña almadıñ geçen demleri
Ferâmûş eylediñ o ‘âlemleri
Çeşm-i giryânımdan akan nemleri
Dîde-i şefkatle görmediñ yazık
Çün saña Mahtûmî ‘âşık-ı zârdır
Sîneñi görmedi çok rûzgârdır
Niçe dirsin sabr it sâ’ati vardır
Sen hod ol sâ’ati kurmadıñ yazık[14]
Cesârî’nin dîvânında da heceli ve aruzlu şiirlerin içiçe olduğu görülmektedir.
Dinî-tasavvufî şiirler yazan kimi şairlerin de dörtlüklerle ve aruz vezniyle yazdığı şiirleri bulunmaktadır. Biz, bu şiirlerin, murabba başlığı altında incelenip incelenmeyeceğine, tespit ettiğimiz verilere uygunluklarına göre karar verdik. Meselâ H.Erdoğan Cengiz’in Sadettin Nüzhet’i kaynak göstererek[15] incelemesine dahil ettiği Üftâde’ye ait olan şiire çalışmamızda yer vermedik. Şiir, Ergun’un bu eserinde ilâhi adıyla yer almasına rağmen H.Erdoğan Cengiz’in, bu şiiri, incelemesine, aruzlu oluşunun dışında başka bir sebeple alıp almadığını tespit edemedik. Kaldı ki bu şiiri meydana getiren dört bend, Üftade’nin eseri olan Dîvânçe-i İlâhiyât[16]’ta mükerrer mısraları aynı olan üç değişik şiir hâlinde karşımıza çıkmaktadır. Yani, Ergun’daki şiir, aslına uygun bir şiir değildir. Bu dîvânçedeki şiirlerin ilâhî şeklinde adlandırılması, bizim bu şiirleri incelemeye ve istatistik çalışmasına almamamıza sebep teşkil etti. Bizce, dörtlüklerle yazılmış olan şiirlerde aruz ölçüsünün kullanılması, bu şiirleri murabba başlığı altında incelemeye yetecek geçerli ve tek sebep değildir. Üftâde’nin söz konusu şiirinin ilk bendinin kafiye düzeni çok değişiktir. İlk bend b b b A şeklinde kafiyelenmiştir ki bu kafiye örgüsü, bizim ölçütlerimize uymadığı gibi kaynakların ölçütlerine de uymamaktadır. Aynı mütekerrir mısraa sahip olan mevcut üç şiirden birini aşağıya aktarıyoruz:
Mefâc îlün Mefâc îlün Fac ûlün
Seherde bülbülün gördüm figânın
Gülüñ mest eylemiş kokusı cânın
Yitürmiş kendüyi bilmez mekânın
Zihî şûrîde vü bî-çâre bülbül
Akar gözlerinüñ yaşile kanı
Ki gark olmıqş gülüñ bûyına cânı
Unutmış zâhir ü bâtın cihânı
Zihî şûrîde vü bî-çâre bülbül
Görenler dir hayf bu derd-mende
Uçar iken hevâda zinde zinde
Giriftâr eylemiş cânını bende
Zihî şûrîde vü bî-çâre bülbül
Meger cânı irişmiş vasl-ı yâra
Bulınmaz derdine pek dürlü çâre
Gelemez ırak ol cân bu diyâra
Zihî şûrîde vü bî-çâre bülbül
Gülüñ bûyında mahv olmış vücûdı
Geçüb gülden Hakk’a kılmış sücûdı
Budur ‘âşıklaruñ dâyim şühûdı
Zihî şûrîde vü bî-çâre bülbül
Güli olmış bülbüle bu kerre ‘âşık
Dimiş iy bülbüli yolında sâdık
Cemâlin eylesün Hak saña lâyık
Zihî şûrîde vü bî-çâre bülbül
Sözi Üftâde’nüñ cân bülbülidür
Gül-istân didügi vuslat ilidür
Süren ‘âşıkları kudret elidür
Zihî şûrîde vü bî-çâre bülbül[17]
[1] Bu bağlamda zikredilebilecek en önemli eser Cemâl KURNAZ’ın Halk ve Dîvân Şiirinin Müşterekleri Üzerine Denemeler adlı kitabıdır: Halk ve Dîvân Şiirinin Müşterekleri Üzerine Denemeler, Akçağ Yayınları, Ankara, 1990.
[2] KURNAZ, Cemâl: a.g.e., s.55-59.
[3] İSEN, Mustafa: “Dîvânlarda Heceyle Yazılmış Şiirler”, Türk Kültürü Araştırmaları, Prof.Dr. Şükrü ELÇİN’e Armağan, TKAE, Ankara, 1993, s.204-233. [Bu yazıda Me’âlî, Usûlî, Za’îfî, Murâdî (III.Murad), Himmet, Nedîm, Gâlip, İzzet Molla, Ãkif Paşa, Ethem Pertev Paşa, Münif Paşa, Hızırağazâde Saîd ve Ãdile Sultan’a ait heceli şiirlerden söz edilmekte ve bazılarına ait örnekler verilmektedir.] Konumuzla dolaylı bir ilgisi olan klâsik Türk musikisi bestekârlarının hece vezniyle güfte yazma eğilimlerini de burada hatırlamalıyız. Bu konuyla ilgili olarak bkz.: Cemâl KURNAZ, “Klâsik Türk Mûsikîsi Bestekârlarında Hece Vezni ile Şiir Yazma Eğilimi”, Atatürk Üni. Sosyal Bilimler Ens. Dergisi, Prof.Dr.Haluk İPEKTEN’e Armağan, S.1, Erzurum, 1993, s.55-79.
[4] Dîvân ve halk şiirinin etkileşimi ile ilgili ayrıntılı bilgi için bkz.: Cemâl KURNAZ, “Dîvân Şiiri ile Halk Şiirinin Müşterekleri”, a.g.e., s.45-74.
[5] AKARSU, Kâmil: Za’îfî Dîvânı, Doktora Tezi, Ankara, 1990.
[6] Za’îfî, s.281.
[7] Za’îfî, s.282-283.
[8] Za’îfî, s.281.
[9] Za’îfî, s.284.
[10] GÖLPINARLI, Abdülbakî: Nedim Dîvânı, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 1951, s.376-377.
[11] Fâzıl, s.12.
[12] Mahmûd Celâleddîn, s.121.
[13] Mahmûd Celâleddîn, s.94.
[14] Mahtûmî, 8a.
[15] ERGUN, Sadettin Nüzhet: Türk Edebiyatı Tarihi, Sühulet Kütüphanesi, İstanbul, 1931, s.344.
[16] Üftâde: Dîvânçe-i İlâhiyât, Beyazıt Umumî Ktp. No: 7989/1
[17] Üftâde: a.g.e., 4b.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder