1 Ağustos 2007 Çarşamba

4.8. Murabba/Şarkı ve Halk Edebiyatı İlişkisi

İncelediğimiz şiirler içinde kimileri, bize, dîvân şiiri ile halk şiiri arasındaki irtibatın belli bir derecede de olsa mevcudiyetini ispatlamaktadır. Daha önce halk şiiri ile dîvân şiiri arasındaki bazı ortak noktalara temas eden kitap ve yazılar yayınlanmıştı.[1] Bu eserler dîvân ve halk şairlerinin karşılıklı etkileşimine ait örnekleri kapsıyordu. Buna göre, dîvân şairleri halk edebiyatına ait türkü nazım şekline rağbet ederken, halk şairleri de aruzun bazı özel kalıplarıyla dîvân, selis, kalenderî, satranç ve semai yazarak dîvân şiirine temayüllerini gösteriyorlardı.[2] Bunun yanında ele alınan konuların işlenişi ve işlenen mazmunların değerlendiriliş biçimi de kimi yerlerde benzeşiyordu. Daha önce hece ölçüsüyle şiir yazmış dîvân şairleri de bulunmaktaydı.[3] Dîvân ve halk şiirinin bütün etkileşimi bundan ibaret değildi. Dîvân ve halk şiiri estetiğinin belli dönemlerde birbirine çok yaklaştığının kanıtı, çoğu, şiir meraklılarınca hazırlanmış olan şiir mecmuaları ve cönklerdir. Bu mecmua ve cönklerde dîvân ve halk şiirinin yanyana bulunması, bahsedilen etkileşimin bir başka açıdan ispatıdır.[4]

Bu etkileşimle ilgili olarak çalışmamız sırasında tespit edebildiğimiz bilgiler ve veriler aşağıda açıklanmıştır.

Dîvân şairlerinden Za’îfî’nin üzerinde akademik çalışma yapılmış[5] dîvânından aldığımız şiirler içerisinde Fi’t-türkiyyâtî başlıklı bir bölüm bulunmaktadır. Bu başlık altında toplam 8 şiir bulunmaktadır. Bu şiirlerden dört tanesi sekizli, bir tanesi yedili, iki tanesi de onlu hece ölçüsü ile yazılmıştır. Bu türkülerden müzdevic murabba kafiyelenişindeki biri Der-makâm-ı Râst[6] adını alırken, diğer şiirlerden biri Der-makâm-ı Hüseynî[7], biri Dügâh ü Hüseynî adıyla eserde yer almışlardır. Şairin dîvânında ayrıca 5 adet murabba başlıklı şiir bulunmaktadır. Daha da ilgi çekici olan, Fi’t-türkiyyâtî başlığı altında bulunan ve Der-makâm-ı Râst başlığını taşıyan şiir hece ölçüsüyle yazılmak yerine aruzun Fec ilâtün Mefâc ilün Fec ilün kalıbıyla yazılmıştır. Türkiyyât kelimesinin türkü kelimesinin çoğul şekli olduğunu kabul edecek olursak hem rast, hüseynî şeklinde makamlı türküler yazılmasını hem de bu türkülerden birinin, aruzun belli bir kalıbıyla yazılmış olmasını orijinal örnekler olarak kabul etmemiz gerekecektir. Bir başka ihtimal de şairin türkî kelimesiyle, bestelenmiş herhangi bir şiiri, biraz daha ileri giderek söylersek şarkıyı kastetmesidir. Kullanılan makamlar ve aynı eserde bulunan murabba başlıklı diğer şiirlerde makam adı kullanılmayışı bu ihtimali destekleyebilir. Ancak buradaki türkîyi şarkının karşılığı kabul ettiğimiz takdirde de hece ile yazılmış olmalarını değerlendirmek zorlaşacaktır. Bu şiiri örnek olarak aktarıyoruz.

Der-makâm-ı Râst

Fec ilâtün Mefâc ilün Fec ilün

Donanub geydi kırmızı alı

Dâneler saçdı yüzine hâlı

Baña âl itdi ruhları alı

Sevdügüm dil-berüm Köçek Bâlî

Meclise geldi mâh-peykerler

Hûblar nâzenîn semen-berler

Birbirinden latîf dil-berler

Sevdügüm dil-berüm ‘Alî Bâlî

Birinüñ şekkerîn dudagı var

Birinüñ lâleden yañagı var

Birinüñ yüregümde dâgı var

Sevdügüm dil-berüm Memi Bâlî

Biri başladı şîve vü nâza

Birisi itdi hûb âvâze

Bûse virdi biri ter ü tâze

Sevdügüm dil-berüm Hasen Bâlî

Birinüñ gül-şeninde var güller

Birinüñ leblerinde var müller

Medh ider güllerini bülbüller

Sevdügüm dil-berüm Yûsuf Bâlî

Birisi perçemin kemend itdi

Dil ü cân gerdenine bend itdi

Beni ‘ışkıyla derdümend itdi

Sevdügüm dil-berüm ‘Ömer Bâlî

Birinüñ kâmeti nihâl olmış

Birinüñ kaşları hilâl olmış

Karşusında Za’îfî lâl olmış

Sevdügüm dil-berüm Sefer Bâlî[8]

Görüldüğü gibi şiirin yapısı halk şiirini andırmaktadır. Mısra başlarında tekrarlanmış olan birinüñ kelimesi tıpkı halk şiirlerinde olduğu gibi âhengi temin etmiştir. Mukayese imkânı tanıması açısından hece ile yazılmış şiirlerden birini örnek olarak aşağıya aktarıyoruz:

4+4=8’li hece

Taşdı göñlüm yine taşdı

‘Işk deñizi başdan aşdı

Bir güzele göñlüm düşdi
Nic’ideyin hey yârenler

Müşkil imiş ‘âşık oldum

Hazân yaprakleyin soldum

Baglandum zülfine kaldum

Nic’ideyin hey yârenler

Ururam başuma taşlar

Akar gözlerümden yaşlar

Çıkdı yüregümde başlar

Nic’ideyin hey yârenler

Bir güzel sevdüm çagında

Bir beni var yañagında

Bülbül oldum gül bâgında

Nic’ideyin hey yârenler

Yüregüm derdi oñulmaz

Yâr hâlüm sormaga gelmez

Gözlerüm yaşını silmez

Nic’ideyin hey yârenler[9]

Dîvân şairlerinden Nedîm’in şarkı isimli şiirleri arasında yer verdiği heceli iki şiiri de kaydadeğerdir ve koşma/türkü ile murabba/şarkı ilişkisini çözümlemeye yardımcı olacak mâhiyettedir. Matbu kaynakların bir kısmının türkü adıyla aktardığı ancak yazma nüshalardan birinde şarkı adıyla kayıtlı olan şiir aşağıdadır:

6+5=11’li hece

Sevdiğim cemâlin çünkü göremem

Çıkmasın hayâlin dil-i şeydâdan

Hâk-i pâye çünkü yüzler süremem

Alayım peyâmın bâd-ı sabâdan

Kebd çeşm-i bî-rahm etti nigâhın

Ãşıkların göğe çıkardı âhın

Sordum gerdeninden zülf-i siyâhın
Bir cevap vermedi aktan karadan

Sevdiğim bendene düşerse hidmet

Kapında kul olmak canıma minnet

Göre idim sende bûy-ı mahabbet

İstediğim budur sen bî-vefâdan

Nedîmâ hüsnüne olmuştur âşık

Öyle bir âşık kim kavlinde sâdık

Kereme ne kadar değilse lâyık

‘Ãr etmez efendim şehler gedâdan[10]

Bu şiir Nedîm tarafından sırf, bulunsun diye yazılmış olmanın ötesinde, dîvân şiirinin halk şiirine ve karşılığında da halk şiirinin dîvân şiirine ne derecede yaklaştığının bir göstergesidir. Nedîm’in heceli iki şiire şarkılarının arasında yer vermiş olması, halk şiirindeki türkü/koşma’yı dîvân şiirindeki şarkı/murabba’nın mukabili saydığını göstermektedir.

Fâzıl da adı şarkı olan şiirlerinden birini hece ile yazmıştır.

Şarkî

5+5=10’lu hece

Ey kerem-kânım nâzlı sultânım

Arzû eyler seni her yanım

Gel benim yosma cânânım

Dayı revişli gül-şen arslanım

Gel benim ağam gel benim paşam

Sanma kim sensiz bir nefes yaşaram

Kıyma gel baña gitme bir yaña

Cân uyar saña inan sultânım

Gel a meh-pârem âh nedir çârem

Ey ciger-pârem ben de biryânım

Ey göñül mâhı Fâzıl’ın âhı

Seni bi’llâhi yandırır cânım[11]

Yer yer vezin kusurlarının da bulunduğu bu şiir Fâzıl’a ait tek heceli şiirdir. Görüldüğü kadarıyla bir denemenin ötesine de geçememiştir.

Mahmûd Celâleddîn Paşa’nın eserinde de Şarkıyyât bölümü içinde hece ile yazılmış 3 adet şiir bulunmaktadır. Bunlardan ikisini örnekliyoruz:

Şarkî

11’li hece

Nerelerde kaldıñ ey serv-i nâzım

Baña bir haber vir budur niyâzım

Hasretiñle ‘aceb ölmek mi lâzım

Baña bir haber vir budur niyâzım

Feryâdımı sen yalan mı sandıñ

Rakîbiñ sözine ne içün kandıñ

Nâmımı dünyâda ne vakit andıñ

Baña bir haber vir budur niyâzım

Varımı canımı yoluña virdim

Celâl’e merhamet idecek dirdim

Ne sebeble bilmem cefâya girdim

Baña bir haber vir budur niyâzım[12]

Şarkî

4+4=8’li hece

Seniñ içün ey bî-vefâ

Çekerim ben cevr ü cefâ

Sen hemân sür zevk u safâ

Çekerim ben cevr ü cefâ

‘Aşkıñ baña neler itdi

İtdikleriñ câna yetdi

Tahammülüm elden gitdi
Çekerim ben cevr ü cefâ

Yâd eyle gel amân şimdi

Firkatine sebeb kimdi

Bunı bil sevdigim imdi

Çekerim ben cevr ü cefâ[13]

Dîvânını incelediğimiz şairlerden Mahtûmî de sayıca birbirine yakın aruzlu ve heceli şiir yazmıştır. Ancak bu şiirlerin tamamı bir kaynaktan çıktığı belli vaziyette ve estetik açıdan hemen hemen birbirine denk şiirlerdir. Heceli şiirlerin önemli bir kısmı 11’li hece vezni ile yazılmıştır. Örnek:

11’li hece

Bîmâr-ı hasretiñ olan hasteniñ

Tabîbim hâlini sormadıñ yazık

Hâtırın yıkdıgıñ dil-şikesteniñ

Zahmına bir merhem urmadıñ yazık

Şemşîr-i hicriñle cihânı kırdıñ

Va’de-i vasl idüb yalanı kırdıñ

Şimdi peymâne-i peymânı kırdıñ

Vefâsız ‘ahdiñe durmadıñ yazık

‘Aynıña almadıñ geçen demleri

Ferâmûş eylediñ o ‘âlemleri

Çeşm-i giryânımdan akan nemleri

Dîde-i şefkatle görmediñ yazık

Çün saña Mahtûmî ‘âşık-ı zârdır

Sîneñi görmedi çok rûzgârdır

Niçe dirsin sabr it sâ’ati vardır

Sen hod ol sâ’ati kurmadıñ yazık[14]

Cesârî’nin dîvânında da heceli ve aruzlu şiirlerin içiçe olduğu görülmektedir.

Dinî-tasavvufî şiirler yazan kimi şairlerin de dörtlüklerle ve aruz vezniyle yazdığı şiirleri bulunmaktadır. Biz, bu şiirlerin, murabba başlığı altında incelenip incelenmeyeceğine, tespit ettiğimiz verilere uygunluklarına göre karar verdik. Meselâ H.Erdoğan Cengiz’in Sadettin Nüzhet’i kaynak göstererek[15] incelemesine dahil ettiği Üftâde’ye ait olan şiire çalışmamızda yer vermedik. Şiir, Ergun’un bu eserinde ilâhi adıyla yer almasına rağmen H.Erdoğan Cengiz’in, bu şiiri, incelemesine, aruzlu oluşunun dışında başka bir sebeple alıp almadığını tespit edemedik. Kaldı ki bu şiiri meydana getiren dört bend, Üftade’nin eseri olan Dîvânçe-i İlâhiyât[16]’ta mükerrer mısraları aynı olan üç değişik şiir hâlinde karşımıza çıkmaktadır. Yani, Ergun’daki şiir, aslına uygun bir şiir değildir. Bu dîvânçedeki şiirlerin ilâhî şeklinde adlandırılması, bizim bu şiirleri incelemeye ve istatistik çalışmasına almamamıza sebep teşkil etti. Bizce, dörtlüklerle yazılmış olan şiirlerde aruz ölçüsünün kullanılması, bu şiirleri murabba başlığı altında incelemeye yetecek geçerli ve tek sebep değildir. Üftâde’nin söz konusu şiirinin ilk bendinin kafiye düzeni çok değişiktir. İlk bend b b b A şeklinde kafiyelenmiştir ki bu kafiye örgüsü, bizim ölçütlerimize uymadığı gibi kaynakların ölçütlerine de uymamaktadır. Aynı mütekerrir mısraa sahip olan mevcut üç şiirden birini aşağıya aktarıyoruz:

Mefâc îlün Mefâc îlün Fac ûlün

Seherde bülbülün gördüm figânın

Gülüñ mest eylemiş kokusı cânın

Yitürmiş kendüyi bilmez mekânın

Zihî şûrîde vü bî-çâre bülbül

Akar gözlerinüñ yaşile kanı

Ki gark olmıqş gülüñ bûyına cânı

Unutmış zâhir ü bâtın cihânı

Zihî şûrîde vü bî-çâre bülbül

Görenler dir hayf bu derd-mende

Uçar iken hevâda zinde zinde

Giriftâr eylemiş cânını bende
Zihî şûrîde vü bî-çâre bülbül

Meger cânı irişmiş vasl-ı yâra

Bulınmaz derdine pek dürlü çâre

Gelemez ırak ol cân bu diyâra

Zihî şûrîde vü bî-çâre bülbül

Gülüñ bûyında mahv olmış vücûdı

Geçüb gülden Hakk’a kılmış sücûdı

Budur ‘âşıklaruñ dâyim şühûdı

Zihî şûrîde vü bî-çâre bülbül

Güli olmış bülbüle bu kerre ‘âşık

Dimiş iy bülbüli yolında sâdık

Cemâlin eylesün Hak saña lâyık

Zihî şûrîde vü bî-çâre bülbül

Sözi Üftâde’nüñ cân bülbülidür

Gül-istân didügi vuslat ilidür

Süren ‘âşıkları kudret elidür

Zihî şûrîde vü bî-çâre bülbül[17]



[1] Bu bağlamda zikredilebilecek en önemli eser Cemâl KURNAZ’ın Halk ve Dîvân Şiirinin Müşterekleri Üzerine Denemeler adlı kitabıdır: Halk ve Dîvân Şiirinin Müşterekleri Üzerine Denemeler, Akçağ Yayınları, Ankara, 1990.

[2] KURNAZ, Cemâl: a.g.e., s.55-59.

[3] İSEN, Mustafa: “Dîvânlarda Heceyle Yazılmış Şiirler”, Türk Kültürü Araştırmaları, Prof.Dr. Şükrü ELÇİN’e Armağan, TKAE, Ankara, 1993, s.204-233. [Bu yazıda Me’âlî, Usûlî, Za’îfî, Murâdî (III.Murad), Himmet, Nedîm, Gâlip, İzzet Molla, Ãkif Paşa, Ethem Pertev Paşa, Münif Paşa, Hızırağazâde Saîd ve Ãdile Sultan’a ait heceli şiirlerden söz edilmekte ve bazılarına ait örnekler verilmektedir.] Konumuzla dolaylı bir ilgisi olan klâsik Türk musikisi bestekârlarının hece vezniyle güfte yazma eğilimlerini de burada hatırlamalıyız. Bu konuyla ilgili olarak bkz.: Cemâl KURNAZ, “Klâsik Türk Mûsikîsi Bestekârlarında Hece Vezni ile Şiir Yazma Eğilimi”, Atatürk Üni. Sosyal Bilimler Ens. Dergisi, Prof.Dr.Haluk İPEKTEN’e Armağan, S.1, Erzurum, 1993, s.55-79.

[4] Dîvân ve halk şiirinin etkileşimi ile ilgili ayrıntılı bilgi için bkz.: Cemâl KURNAZ, “Dîvân Şiiri ile Halk Şiirinin Müşterekleri”, a.g.e., s.45-74.

[5] AKARSU, Kâmil: Za’îfî Dîvânı, Doktora Tezi, Ankara, 1990.

[6] Za’îfî, s.281.

[7] Za’îfî, s.282-283.

[8] Za’îfî, s.281.

[9] Za’îfî, s.284.

[10] GÖLPINARLI, Abdülbakî: Nedim Dîvânı, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 1951, s.376-377.

[11] Fâzıl, s.12.

[12] Mahmûd Celâleddîn, s.121.

[13] Mahmûd Celâleddîn, s.94.

[14] Mahtûmî, 8a.

[15] ERGUN, Sadettin Nüzhet: Türk Edebiyatı Tarihi, Sühulet Kütüphanesi, İstanbul, 1931, s.344.

[16] Üftâde: Dîvânçe-i İlâhiyât, Beyazıt Umumî Ktp. No: 7989/1

[17] Üftâde: a.g.e., 4b.

Hiç yorum yok: