15-19.yüzyıl murabbalarının çoğunluğu mütekerrir murabba şeklindedir. Tablosu aşağıdadır:
| | 15.yy | 16.yy | 17.yy | 18.yy | 19.yy | Toplam | Oran % |
| Müzdevic | 0 | 15 | 6 | 82 | 33 | 136 | 8,16 |
| Mütekerrir | 59 | 832 | 41 | 222 | 377 | 1531 | 91,84 |
| Toplam | 59 | 847 | 47 | 304 | 410 | 1667 | |
Tablo D 15-19.yüzyıl murabbalarına ait "müzdevic-mütekerrir" murabbalar tablosu
Yukarıdaki verilerden çıkan sonuç şudur: Edebiyatımızda yazılmış olan murabbaların % 92 gibi bir çoğunluğu mütekerrir murabbadır. Bu yüzden murabba nazım şekli ilk olarak mütekerrir murabbaı akla getirmelidir.
Mütekerrir murabba ile biz sadece bir kafiye örgüsünü (a a a A b b b A) kastetmiyoruz. İlk dörtlüğünün herhangi bir mısraı veya mısraları diğer dörtlüklerin son mısralarında tekrarlanan bütün şiirleri mütekerrir başlığı altında değerlendirdik. Tekrarlanan mısra sadece ilk bendde farklı mısralarda (2. ve/veya 4.) mısralarda bulunmasına rağmen diğer bendlerde mükerrer mısra muhakkak 4. mısra olmaktadır.
1.1.1. Müzdevic Murabbalar
Müzdevic murabba ile kastettiğimiz, her bendde tekrarlanan ortak mısraı olmayan murabbadır.
Müzdevic murabba yazan şairler şunlardır:
16.yüzyılda Misâlî (1), Ubeydî (1), Muhibbî (1), Nazmî (3), Nev’î (1), Fevrî (2), İshak (1), Helâkî (1), Aşkî (4).
17.yüzyılda Fenâyî (1), Nâ’ilî (1), Es’ad-ı Bağdâdî (1), Sabrî (1).
18.yüzyılda Nebzî (1), Râşid (2), Hâtif Ali (3), Refî’ (1), Hanîf (1), Refî’-i Amidî (1), Nedîm (12), Seyyid Vehbî (1), Feyzî (3), Esîf (1), Mahtûmî (9), Cesârî (2), Nazîm Yahyâ (1), Neş’et (1), Esrâr Dede (3), Dürrî (1), Gâlib (2), İzzet Ali Paşa (4), İlhâmî (13),Fâzıl (13), Hâşim Baba (7).
19.yüzyılda Mahmûd Celâleddîn Paşa (1), Vâsıf (15), Aczî (6), Şeref Hanım (3), Sermed (1), Ahmed Râsim (4), İffet (1), Leylâ Hanım (2).
1.1.2. Mütekerrir Murabba
Mütekerrir murabba ile “her ne şekilde olursa olsun her bendinde tekrarlanan bir ortak mısraı bulunan” murabbaları kastediyoruz. Tekrarlanan mısra ilk dörtlüğün hangi mısraında olursa olsun bulunduğu şiir mütekerrir murabba sayılmıştır. Kimi mütekerrir murabbalarda ilk dörtlükte ikinci ve dördüncü mısralarda olmak üzere tekrar mısraı iki defa kullanılmıştır. Mütekerrir murabbaların kendi içinde ayrıca tasnifi yapılmamıştır.
Mütekerrir murabba yazan şairler şunlardır:
15.yüzyılda Aynî-i Tirmizî (7), Selîmî (1), Şehdî (2), Şeyh (1), Necâtî (1), Nasîbî (1), Mesîhî (3), Nizâmî (2), Nihânî (2), Râzî (1), Resmî (1), Seyfî (1), Sa’dî-i Cem (4), Adlî (1), Ahmed Paşa (2), Ahî (1), Cem Sultan (3), Ca’fer Çelebi (9), Halîlî (2), Hızrî (1), Hafî (2), İlâhî (1), Kemâlî (2), Sarıca Kemâl (1), Mihrî (6), Melîhî (1).
16.yüzyılda Misâlî (1), Cenâbî (1), Vasfî (2), Usûlî (2), Ubeydî (4), Şevkî (1), Yahyâ Beg (26), Yakînî (1), Yetîm (2), Zâtî (25), Zamîrî (1), Za’îfî (5), Za’fî (24), Muhibbî (30), Özrî (1), Remzî (1), Revânî (1), Sezâyî (1), Sehâyî (1), Safâyî (1), Nazmî (516), Nihâlî (1), Nev’î (3), Nisâyî (2), Ayânî (1), Atâ (1), Ahmed Sârbân (2), Amrî (5), Ãşık Çelebi (7), Basîrî (1), Fevrî (6), Fazlî (1), Fuzûlî (5), Fehmî-i Cânbâz (1), Gedâyî (1), Hüdâyî (1), Hayâlî (2), Hayretî (26), Hıfzî (1), Hevesî (1), Hadîdî (1), İshak (3), Kâmî (1), Lâmi’î (6), Me’âlî (8), Hıtâbî (6), Helâkî (7), Aşkî (55), Şâhî (23), Hatâyî (6).
17.yüzyılda Fenâyî (28), Fütûhî (1), Şemsî (2), Nâ’ilî (10).
18.yüzyılda Dâniş Süleymân (1), Râşid (1), Hâtif Ali (16), Sâlim (1), Hâtem (2), Enîs (2), Ãkif (3), Re’fet (5), Neyyir (1), Nâşid (3), Neylî (1), Nedîm (21), Seyyid Vehbî (2), Feyzî (2), Esîf (1), Nâfiz (45), Fennî (9), Mahtûmî (10), Nazîm Yahyâ (7), Sâmî (5), Selâmî (1), Müştak (2), Esrâr Dede (1), Dürrî (1), Fıtnat (2), Gâlib (8), İzzet Ali Paşa (2), İlhâmî (54), Fâzıl (2), Hâşim Baba (11).
19.yüzyılda Dâniş Mehmed (1), Fehîm-i Sânî (3), Fatîn (14), Senîh (19), Pertev Paşa (3), Nevres (7), Mahmûd Celâleddîn Paşa (35), Vâsıf (179), Türâbî (3), Aczî (8), Şeref Hanım (32), Said (13), Sermed (47), Ahmed Râsim (3), Hilmî (3), Leylâ Hanım (7).
1.1.3. Murabba-Musammat Gazel İlişkisi
Daha önce yayınlanmış olan bir yazısında H.Erdoğan Cengiz gazel-şarkı’larla ilgili bir başlık altında musammat gazel-şarkı ilişkisinden söz etmişti.[1] Çalışmamız sırasında Fâzıl ve Vâsıf’ta rastladığımız bu konuyla ilgili bazı özellikler üzerinde biz de durmak istiyoruz. Ancak öncelikle H.Erdoğan Cengiz’in bu konudaki görüşünü bilmekte fayda var: “Enderûlu Fâzıl’da ve daha sonra Enderûnlu Vâsıf ve Sermed’de şarkıların arasında gazel tarzında yazılmış ya da dizilmiş 10’a yakın manzûme de görülmektedir. Bunların tümü musammat gazel görünümündedir.”[2] Yazarın örneklediği şiir ise Vâsıf’a aittir:
Müstef’ilâtün müstef’ilâtün
Bir ince belsin/ pek bî-bedelsin
Bana emelsin/ sen pek güzelsin
Ey verd-i ra’nâ/ yok mislin aslâ
Çok tâze ammâ/ sen pek güzelsin
Sayda seni pek/ var bende istek
Mümkün mü geçmek/ sen pek güzelsin
Bu tavr-ı bendi/ dün gördü kendi
Vâsıf beğendi/ sen pek güzelsin[3]
Vâsıf’ın şiirleri arasında buna benzer başka örnekler bulmak da mümkündür.[4] Biz öncelikle burada, verilen örnek üzerinde durmak istiyoruz. Bu dizilişe göre şiirin ilk beyti musammat gazel tanımlamasının dışında değildir. Ama yalnızca ilk beyte bakarak şiirin musammat gazel olduğunu söylememiz mümkün değildir. Bu şiiri musammat gazel olarak kabul ettiğimiz takdirde her bir beytin son bölümünü oluşturan “sen pek güzelsin” ibaresini redif saymamız icap eder. Bu ibareyi redif olarak kabul ettiğimiz takdirde ise hemen öncesinde kafiye harf ya da harflerini bulmamız gerekir. Halbuki dikkatle bakıldığında “sen pek güzelsin” ibaresinden önceki harfler (sesler) bütün beyitlerde değişiktir. Yani bu durumda şiirde beyitleri önceki beyitlere bağlayan ve rediften önce gelmesi gereken asıl kafiye yer almamış olur. Dîvân şiiri estetik anlayışına göre kafiyesiz gazel düşünülemeyeceğine göre durumu değişik bir mecrada açıklamak daha doğru olur görüşündeyiz: Bu beyit dizilişinde her bir beyit vezin bakımından birbirine denk dört parçadan oluşmaktadır. Biz, işte bu parçaların her birinin ayrı mısralar sayılması gerektiğini savunuyoruz. Bu durumda herhangi bir kafiye problemi de bulunmamış oluyor. Sonuç olaraksa, şiir, gerçekte musammat gazel değildir, kısa vezinlerle oluşturulduğu için yan yana dizilmiş bir murabbadır diyebiliriz. Yukarıdaki şiiri bu düşünce doğrultusunda şöyle dizmek gerekecektir:
Müstef’ilâtün
Bir ince belsin
Pek bî-bedelsin
Bana emelsin
Sen pek güzelsin
Ey verd-i ra’nâ
Yok mislin aslâ
Çok tâze ammâ
Sen pek güzelsin
Sayda seni pek
Var bende istek
Mümkün mü geçmek
Sen pek güzelsin
Bu tavr-ı bendi
Dün gördü kendi
Vâsıf beğendi
Sen pek güzelsin
Bu düşüncemizi yine Vâsıf’a ait bir şiirle açalım. Vâsıf’ın şiirleri iki ayrı zamanda ve ayrı yerde yayınlanmıştır. Bu iki dîvân arasında şiirler açısından çok bâriz farklılıklar olmasa da şiirlerin adlandırılışı ve dizilişi bakımından belirgin farklar bulunmaktadır. Örnekleyeceğimiz şiir bu iki basım arasındaki farklılığa da bir örnek teşkil edecektir. Şiir bir nüshada şu şekilde geçmektedir ve diziliş bakımından gazele de şarkıya da benzememektedir:
Şarkî
Ey büt-i nev-edâ olmuşum mübtelâ ‘âşıkım ben saña iltifât it baña
Gördüğümden beri olmuşum serseri bendeñim ey perî iltifât it baña
Vaslile eyle şâd olayım ber murâd eyleyip gâhî yâd iltifât it baña
Hâsılı bunca dem ben seniñ bendeñem gel gel ey gonca-fem iltifât it baña
Sañadır bu niyâz her zamân itme nâz gel gel ey serv-i nâz iltifât it baña[5]
Aynı şiir diğer baskıda ise aşağıdaki şekilde dizilmiştir:
Şarkî
Fâ’ilün Fâ’ilün
Ey büt-i nev-edâ
Olmuşum mübtelâ
‘Ãşıkım ben saña
İltifât it baña
Gördüğümden beri
Olmuşum serseri
Bendeñim ey perî
İltifât it baña
Vaslile eyle şâd
Olayım ber murâd
Eyleyip gâhî yâd
İltifât it baña
Hâsılı bunca dem
Ben seniñ bendeñem
Gel gel ey gonça-fem
İltifât it baña
Sañadır bu niyâz
Her zamân itme nâz
Gel gel ey ser-firâz
İltifât it baña[6]
Görüldüğü üzere aynı şiirin dîvânın iki ayrı basımındaki diziliş şekli farklıdır. Bu şiirin birinci şeklindeki dizilişte, her mısra, ikinci şiirdeki bir dörtlüğü oluşturuyor. Bize göre asıl diziliş şekli ikinci örnekteki şekildir. Bu örnek bize, şiirlerin, başka şekillerde dizilseler bile gerçekte ait oldukları nazım şekline dahil edilmeleri gerektiği konusunda yardımcı olmaktadır.
Konumuzla ilgili bir diğer örnek Fâzıl’da bulunmaktadır. Şiirin dîvândaki dizilişi aşağıdaki gibidir:
Şarkî-i Berây-ı Entun
Mefâ’îlün Mefâ’îlün Mefâ’îlün Mefâ’îlün
Eyâ ‘âlem eyâ ‘âlem yine derd-i nihânım var
‘Aceb vâkıfsıñız bilmem yeñi bir mihr-bânım var
Güzeller şâhı Entûn’um saña billâhi meftûnum
Ne sîmim var ne altunum hemân bir saklı cânım var
Süzülsün çeşm-i cellâdıñ cefâdır çünki mu’tâdıñ
Seniñ var ise bîdâdıñ benim âh u figânım var
Baña ol yâr içün Fâzıl cesedler olmadı hâ’il
Tenimde şimdi ve’l-hâsıl iki rûh-ı revânım var[7]
Bu şiir şekil olarak musammat gazeli andırmaktadır ve şarkı olarak isimlendirilmiştir. Ancak, Fâzıl gibi usta bir şairin dîvânının tek örneği olan şarkı adlı dört beyitlik bir musammat gazel yazmasını izah etmemiz mümkün değildir. İlk örneğimizden hareket ederek bu şiiri de dört mısralık bendlere ayırmamız mümkündür. Bu durumda aşağıdaki şekil karşımıza çıkar:
Mefâ’îlün mefâ’îlün
Eyâ ‘âlem eyâ ‘âlem
Yine derd-i nihânım var
‘Aceb vâkıfsıñız bilmem
Yeñi bir mihr-bânım var
Güzeller şâhı Entûn’um
Saña billâhi meftûnum
Ne sîmim var ne altunum
Hemân bir saklı cânım var
Süzülsün çeşm-i cellâdıñ
Cefâdır çünki mu’tâdıñ
Seniñ var ise bîdâdıñ
Benim âh u figânım var
Baña ol yâr içün Fâzıl
Cesedler olmadı hâ’il
Tenimde şimdi ve’l-hâsıl
İki rûh-ı revânım var
Bu durumda kafiye örgüsü b a b a c c c a .... şekline dönüşmektedir ki bu kafiye örgüsü bizim konumuza uygun bir örgü olmaktadır.
Dürrî’nin şiirleri arasında rastladığımız fakat istatistik çalışmasına dahil edemediğimiz üç örnek de aynı özellikleri göstermektedir.[8] Dürrî’nin şiirlerinden birini örnekliyoruz. İlk olarak dizilişini bozmadan yazıyoruz şiiri:
Şarkî
Müstefc ilün Müstefc ilün Müstefc ilün Müstefc ilün
Serv-i hırâmân gösterür bu kâmet-i bâlâñ seni
Dünyâya sultân gösterür bu nâz u istiğnâñ seni
Ey zülfi sünbüller gibi kıl nağme bülbüller gibi
Açsun yine güller gibi ol gonçe-i hamrâñ seni
Hüsnüñ baña âh itdürür ammâ ki her gâh itdürür
Mülk-i dile şâh itdürür kaşuñ gibi tuğrañ seni
Ey lebleri kân-ı nemek yok saña beñzer bir melek
Mümkin midür terk eylemek ‘uşşâk-ı pür-sevdâñ seni
Hakkâ güzel cânânesi her vechile şâhânesin
Gevher gibi yek-dânesin hıfz eyleye Mevlâ’ñ seni[9]
Bu şiir ilk bakışta musammat gazel gibi görünmektedir. Ancak şiiri açımladığımız zaman karşımıza müzdevic murabba kafiye örgüsüne sahip bir şekil çıkar:
Müstefc ilün Müstefc ilün
Serv-i hırâmân gösterür
Bu kâmet-i bâlâñ seni
Dünyâya sultân gösterür
Bu nâz u istiğnâñ seni
Ey zülfi sünbüller gibi
Kıl nağme bülbüller gibi
Açsun yine güller gibi
Ol gonçe-i hamrâñ seni
Hüsnüñ baña âh itdürür
Ammâ ki her gâh itdürür
Mülk-i dile şâh itdürür
Kaşuñ gibi tuğrañ seni
Ey lebleri kân-ı nemek
Yok saña beñzer bir melek
Mümkin midür terk eylemek
‘Uşşâk-ı pür-sevdâñ seni
Hakkâ güzel cânânesin
Her vechile şâhânesin
Gevher gibi yek-dânesin
Hıfz eyleye Mevlâ’ñ seni[10]
Bu şiirdeki söyleyişin halk şiirine olan yakınlığına da temas ederek konuyu bitirelim.
Sonuçta şunları söyleyebiliriz: Özellikle Vâsıf’ın şiirlerinde rastladığımız musammat gazel benzeri şiirlerin dizilişi, kanaatimize göre şairlerin kendi tercihleri olmayıp eserlerin basımından kaynaklanmaktadır. Bu şiirlerin, şairleri tarafından dörtlükler şeklinde tasarlandığını ve yazıldığını düşünüyoruz. Dürrî’nin şiirlerinde rastladığımız şekilde musammat gazel şeklinde kafiyelenmiş gibi görülen şiirlerin de dörtlükler şeklinde değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
[1] CENGİZ, Halil Erdoğan: “Dîvân Şiirinde Musammatlar”, Türk Dili, s.332.
[2] CENGİZ, Halil Erdoğan: a.g.m., s.332.
[3] Vâsıf, s.45.
[4] Vâsıf, s.47, s.72, s.80.
[5] Vâsıf: Dîvân, Takvimhâne-i Ãmire, İstanbul, 1257, s.149.
[6] Vâsıf, s.118.
[7] Fâzıl, s.3.
[8] Dürrî: Dîvân, Es’ad Efendi, Sül.U.Ktb., no: 3409/2, 46a-b.
[9] Dürrî, 46a.
[10] Dürrî, 46a.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder